3 Haziran 2020 Çarşamba

Corona Virüs Günlerinde

(Nedense aklıma hep "Kolera Günlerinde aşk" filmi geliyor. :))

Bu günlerde mutfağı ve evi temizlerken annem aklıma geldi.
Haftada bir kaşık, çatal, bıçak bardakları sirkeli suda bekletir, mutfak setini sirke ile temizlerdi. Gerek elma, gerekse üzüm sirkesini kendisi yapardı.
Çamaşırlara çivit koyar, beyazları kazanda sabunla kaynatır, kar gibi yapardı. Doğa temizdi, o mis çamaşırlar bahçede tertemiz kururdu. Onları alır, külotlar da dahil her birini tek tek ütüler, katlar, bohçaya koyar ve yerine kaldırırdı.
Salça, reçel (özellikle kireç kaymağına yatırdığı kayısı reçelleri, beyaz tabakta kırılmış yumurta gibi nefis dururdu) turşu, tarhana, erişte, mantı, yoğurt, ekmek, börek tabii ki yemekler her zaman o güzel insanların ellerinden çıkardı. O temiz lezzetler bambaşkaydı. Naylon poşetler kullanılmazdı, herkesin bez torbaları ve fileleri vardı, filede yiyecekler görünmesin diye gazete kağıdından yapılmış kese kağıtları kullanılırdı.
Dışarıdan yemek, konserve, meyve suyu…gibi şeyler almak, temizliğe kadın çağırmak, giysileri ütüleyen başka kadınlar bulmak?  Sökülmüş, yırtılmış giysiler tamir edilir, onlara estetik ve zevkli yamalar yapılırdı (patch work, sanırım bundan esinlenerek yapılmaya başlandı), çöpe atmak, hiç ama hiç onlara göre değildi. Havlular vardı bembeyaz, sık sık kaynar suda sabunla kaynatılır, bembeyaz, tertemiz, mis kokardı. Kağıt havlular yoktu. Çamaşırlar bahçe ağaçlarına ip gerilir, çamaşırlar asılır, esintinin güzelliğinde kururdu. Kışın ise yine iplere asılır, buz gibi havada var olan mikroplar kırılsın diye geceye bırakılırdı.

Corona virüse günlerinde her kadın ve erkeğin elinde bir bez, temizliğini kendisi yapıyor. Ekmeğini, yoğurdunu, reçelini, yemeğini kendileri yapmaya çalışıyor. Gülüyorum, aslında yapmamız gerekenleri yaptıran görünmez bir varlık hepimizi hizaya soktu. Siyah-beyaz, zengin-fakir ayırımı yapmadan…

Sınırsız harcanan para, şımarıklık, tembellik, her yerde adam kullanmak, yerli malı beğenmemek, tüketmek tüketmek tüketmek…
Üretmeden, çevreye hiç katkı sağlamadan, tam tersi yok etmeye, zarar vermeye meylederek, yardımlaşmayı, paylaşmayı bilmeden, her şeyi çöpe atarak yaşamak! Birilerinin ihtiyacının olabileceğini umursamamak… Sadece görüntüyü kotarmak, abur cubur şeylerle karnını doyurmak, doğada bulunan her şeyin ekosisteme katkısı vardır. Neyin, neye yaradığını, nasıl fayda sağlanacağını, bilmeden, öğrenmeden, geleceği hiç ama hiç düşünmeden, gözü kapalı yürümek. Yıllar önce Aborjinler ile ilgili bir kitap okumuştum. “Doğadaki her şeyin bir faydası vardır, hiçbir şey kötü, çirkin, pis değildir, o döngüyü iyi takip etmek, özde yaşamak gerekir” derler. Doğa ile iyileşmek, doğa ile yaratıcılık, doğa ile saflık, sevgi, enerji ve sınırsızlığı keşfetmek ne güzel bir duygudur.
Geçenlerde Murat Muratoğlu’nun bir videosunu izledim. Konu kenevir ve kenevirden yapılabilecekler. Kenevir deyince aklımıza hep kötü imaj gelir. https://youtu.be/Zi4PffZZrKC  Çünkü bilmenin ne demek olduğunu bilmeden yaşıyoruz.

Araştırmak yok, öğrenmek yok, uygulamak ise hiç yok. Hazır ne varsa onu tüketmek için şartlanmışız.

Bu ara üretenlere ASLA saygısızlık etmem, edemem.
Görünen o ki, sürüklendik, sürükleniyoruz…

2 yorum:

  1. Canım kârdesim ne güzel dillendirmissin, yüreğine,kalemine saglik.Sevgimle

    YanıtlaSil