Anladığım kadarı ile akşam duygusallığı beni sabaha kadar taşımış. Bir de baktım
gün duygu dolu…
Rahmi M. Koç Müzesi'nin güler yüzlü karşılamaları ile başlayan gün, bulunmuş olduğu konum, içinde var olan anlamlı nostaljik araçlar, arabalar (model ve renkleri-dimdik duruşları) albenili minik objeler, nefis bir esinti getirdi dünyama. Yılların savaş, barış,
mutluluk esintileri özenle korunmuş, köşe ve kenarlara özenle yerleştirilmiş. Beni en çok etkileyen ise denizaltı oldu. 1944 yılında yapılmış olan bu denizaltı bir çok farklı bölümden oluşan aksamı bir arada, aklımın almayacağı türde işler sağlamış. 70 asker için organize olmuş daracık revirler kendimle kıyasladığımda “nasıl sığardım bu yatağa” düşündürecek kadar şaşırtıcı geldi. 17 saatte biten oksijenin, yeniden oksijen alındığında 3 gün daha kullanılabilirse, kalınabilecek diğer günler…. Ya sonra?(Düşünmek bile istemiyorum) Savaş kötü bir duygu, savaş aletleri de ürkütücü. Savaşlar olmasın ve müzedeki ahenk içinde seyredebileceğimiz günler çok olsun.
Nostaljik gezinin ikinci, üçüncü ve fazlası adımlarını çoğaltarak, bir kaç kez daha gitmek istiyorum.
Bugünün en güzel bölümlerinden biri ise çocuk cıvıltıları. Mis kokulu dünyalar.
Sonrasında gittiğimiz “Menekşe’den Önce” Soner Yalçın’ın Madımak Oteli belgeseli ve gerçeklerden kaçan abuk dünyalara sarılan diğer zavallı insanlarımız…Bu gerçek “Allahuekber” nidaları ile yaşatıldı. “Kamil insanların tek düşmanı cahillerdir”.
“Silver Linings”
de üstüne gelen bir başka duygusallığın, farklı bir versiyonu oldu. Bu
duygusallığımı “çivi çiviyi söker” der, gibi devam ettirmek mazohistlik mi acaba? Yoo!
tüm bunlara rağmen varılan nokta “ “Yaşam sevgidir, sevgi ise yaşam” Düz baksak sevgi, ters baksak gene sevgi…
Rahmi M. Koç’a özenle ve zevkle koruduğu ve yaşam kattığı
müzesi , çalışanlarının güler yüzlü misafirperverlikleri, Gözde’ye bana
sinemaya gitmede eşlik ettiği ve Ali’nin
gerek rafine edilmiş müzik, gerekse film önerileri için içten teşekkürlerimle…