Otobüsle gitmektense taksiyi tercih etmek hem rahatlık, hem
zamandan tasarruf hem de 3 kişi için ekonomik bir ulaşım. Ayrıca ülkeden ülkeye
geçişte karşılıklı sempati içinde selamlaşmak hoş duygu. Sınırlar birbirine o kadar yakın ki, masa sandalye koy ve sohbet et. İnsanların dünyaları bu kadar yakın
ve bu kadar uzak!... (Kosova, Arnavutluk, Karadağ, Makedonya geçişlerde hiç
sorun yok ve Türkleri seviyorlar) Ne, niye, nasıl sorularıyla yollarda olmak…
Dobro Jutro, miremengjesi, günaydın, goodmorning, bonjour, bonjorno, hangi
dilde, dinde, renkte olursa olsun, bir insanın sabahına selam vermekten başka
nedir ki ve ne olabilir ki?
Amacımdan sapmadan Arnavutluk’ta gördüklerimi biraz anlatayım. Arnavutlar,
Avrupa’nın en eski kavimlerinden, kökenleri İllirya ve Pelasglas’dan.
Sınırdan adımını atar atmaz ilk aklıma gelen Enver Hoca oldu.
Nedendir bilmem Rusya Federasyonu’na gittiğimde bile Lenin, Marks, Stalin isimlerinden
bu denli etkilenmedim. Hani tüy ürpermesi gibi bir şey! J Çocukluğumda okuduğum kitapların etkisi
sanıyorum, gözümde gönlümde farklılık yaratan bir hoca!
Yine ve yine inişli, çıkışlı, virajlı yollar, yemyeşil doğa,
aralara serpilmiş gelincikler, me’ler, mo’lar, Türk müteahhitlerin yaptığı yol inşaatleri
ve Tiran. Merkez beklentimin dışında beni şaşırttı, ana cadde trafik karmaşası,
lüks taksiler (çalıntı olduğu söyleniyor), bol miktarda bisikletli insanlar, biraz
sert ve hoyrat insan yapısı, yol kenarlarında düzgün kafeler, restoranlar ve
tabii ki süslü, yardımsever Arnavut kızları J
ve yakışıklı gençler. Börekler, büyük porsiyon köfteler… İtiraf etmeliyim ki,
Balkanlar da yediğim hiçbir börek annemin (özellikle) ve ablalarımın yaptığı
börekler kadar lezzetli ve güzel değil. Pişen yufkanın bir tanesinin inceliği
ve lezzetine yaklaşamamışlar diyebilirim. Belki börek yemek için evlere misafir
olsaydık, o lezzete yakın olanı yiyebilirdim. Sadece bir minik fırın-kafede
rastladığım biber, domates, soğan ile ya da sadece pırasa ile yapılan iki katlı
Arnavut böreği buldum (içindeki domates değil sanırım domates sosu ya da salça
idi, özlemle aldım ama yiyemedim). Ayten teyzenin kulakları çınlasın, Ayten
ablaya ve anneme de rahmet diliyorum, annemle birlikte ne güzel yaparlardı.
Tiran’da görülecek çok fazla tarihi eser yok. Ulusal Tarih Müzesi, Ethem Bey Camii, yanında
saat kulesi, Tabak Köprüsü, Skanderbeg Meydanı, Justinyen Kalesi, Parku i Madh
(Büyük Park), Kaplan Paşa Türbesi. Kısa sürede şehri dolaşabiliyorsun. Ara
sokaklar sevimli, sanki bizlerden birileri dolaşıyor ve selamlaşıyor J o kadar
sevecenler. Sokak başlarında orta yaştaki kadın ve erkeklerin satış yaptığı
mini minnacık şirin pazar yerleri. Etrafta bolca çiçekçi dükkanları ve çiçekli
evler. Yürürken rastlanılan birbirine benzer renkli meyva ve sebzelerden
sıkılmış, içine zencefil katılan taze meyva-sebze sularını güzel bir Arnavut
kızın elinden içmek de ayrı bir keyif.
Tiran’a yakın mesafede Durres’e giderken yol kenarına kurulmuş
Turgut Özal Koleji ve Üniversitesi bizi şaşırttı mı, hayır! Kendilerine
ihtiyacı olan ülke insanlarından oy devşirmek için devletin parasını kullanan
koltuk sevdalıları… Acaba kendi ceplerinden 3 kuruş para çıktı mı, sanmam! Ülke
fakir, gençler yılgın, burada da zengin daha zengin, fakir daha fakir düşüncesi
içindeler. Komünizmin kapitalizme evrilmesi mi desek?..
Yolumuza devam ediyoruz. Durres Adriyatik kıyısında kurulmuş antik
bir şehir. Geçmişte Roma, Bizans, Bulgar, Venedik, Sırp, Avusturya, Macaristan,
Alman istilalarına uğramış ve Enver Hoca zamanında komünizm ile yönetilmiş.
Kıyıda feribotlar, inşası süren liman, toz içinde kalmış kıyılar… Bu sokaklarda
da dolaşmak ayrı bir keyif. Her an karşına sanatsal figürler, masal anlatan
boyanmış kapılar, bir sanat evi, mis kokan dükkanlar, zevkli hol girişi, yuvarlak
taş yapılar (Bu yapılar komünizm zamanında askerlerin emperyalizme karşı
ülkelerini korudukları yerlermiş) var. Ara kafeler boş, gençler sakince oturup,
müşteri bekliyorlar. İtalya’nın etkisinde kalmışlık söz konusu, çoğu gençler
İtalya’da okumak ve çalışmak için ülkesini terk ediyormuş. Ülkedeki işsizliğin
bedeli bu şekilde ödenmiş oluyor, tüm gelişmemiş ülkelerde olduğu gibi…
Antik tiyatro, Kral Zog Kalesi, İskender Bey Heykeli görülecek
yerler arasında. Oralarda Arnavut ciğerine rastlamadık. J İnatlarını,
gururlarını ise Türkiye’de bildiğim Arnavutlardan yola rahatça söyleyebilirim.
Ama orada da gördüklerimin dimdik duruşu var.
Ve artık Balkan gezimizin son durağı Tiran’dan ayrılma vakti
geldi. Havalimanına gitmek için taksiden başka alternatif zor. Havalimanına ulaşım
sağlayabileceğin çok az vasıta var. Şirin küçük bir havalimanı, sigara içenler
için insana saygı kapsamında yapılmış güzel bir kafe var.
Bir başka Balkan ülkesinde buluşmadan önce Sarajevo'yu yazmadan bitirmeyeceğim.