Gençliğin şımarık olgunluğunu yaşarken, birde baktım ki
büyümüşüm. Bu kez gerçek olgunluğun şımarıklığını yaşamaya başladım. Burada yazdıklarım
yıllardır baktığım, gördüğüm ve kendimce kaleme aldığımdır. Artık kimseyle ve
hiçbir şeye karşı hesabım yok. Kafamı yastığa koyduğumda, vicdanım, bana hep
ılık ve ipeksi uykular sundu. Kendimle bütünlüğümün doğruluğuna bir kez daha
inandım.
Bir insan düşüncelerinin, duygularının, yaşamının, yaşam
tarzının arkasında durmalı! Bu duruş; körü körüne gösterilmemeli. İnatlaşarak, kişinin
yapısını hiçe sayarak, arkadan eşeleyerek hatta gerçek dostunun/arkadaşının gerçeğini
bilmeden tavır alarak, tavır koyarak vardırılan suçlama, mesafe koyma ne kadar
doğru olabilir ki…
Barışı seviyorum demekle barış insanı olunmuyor, yanı sıra
barış ortamı oluşmuyor, iyi insanım demekle iyi insan olunmadığı gibi…
Beraberlik/beraber yaşayabilmek, birbirine kabul etmek/edebilmek özveri isteyen
bir durumdur. Yüz yüze gelmeden, bir
insanın yüzüne hatta gözlerinin içine bakmadan suçlama yapılamaz.
Net olmalıyız, seffaflık, açıklık, konuşabilmek yasamın
mihenk taşı olmalı, kendi arkasına, ya da bir başka kişinin arkasına gizlenmemeliyiz.
Gruplaşma, taraf tutma, ayrışma, ayrıştırma, adil olamama, yalakalık, nerede
olduğunu konumlandıramama ve en önemlisi kendi menfaatlerini kendi onurundan
daha çok düşünmek insanları üzen en önemli konudur.
Bu dünya basitlik üzerine kurulu galiba, basitsen mutlusun
(sadelikle karıştırılmamalı) derine doğru eğilmek, derinliğin yan duvarlarını zorlamak, hatta
derinleşmek başka bir yapı. Sadelik içindeki derinlikler, bana her zaman
albenili gelmiştir. Yormayan tatlı sohbetler, yaşama açılan görmeye ve duymaya
doyamadığımız geniş geniş kapılar ne güzeldir, ne güzeldir İNSAN olmak.
Bugün okuduğum bir söz; “insanlar balık gibidir. Balık sudan çıkınca, insan da insanlıktan çıkınca ölür”