16 Şubat 2017 Perşembe

İnsanlar balık gibidir...

Gençliğin şımarık olgunluğunu yaşarken, birde baktım ki büyümüşüm. Bu kez gerçek olgunluğun şımarıklığını yaşamaya başladım. Burada yazdıklarım yıllardır baktığım, gördüğüm ve kendimce kaleme aldığımdır. Artık kimseyle ve hiçbir şeye karşı hesabım yok. Kafamı yastığa koyduğumda, vicdanım, bana hep ılık ve ipeksi uykular sundu. Kendimle bütünlüğümün doğruluğuna bir kez daha inandım.

Bir insan düşüncelerinin, duygularının, yaşamının, yaşam tarzının arkasında durmalı! Bu duruş; körü körüne gösterilmemeli. İnatlaşarak, kişinin yapısını hiçe sayarak, arkadan eşeleyerek hatta gerçek dostunun/arkadaşının gerçeğini bilmeden tavır alarak, tavır koyarak vardırılan suçlama, mesafe koyma ne kadar doğru olabilir ki…  

Barışı seviyorum demekle barış insanı olunmuyor, yanı sıra barış ortamı oluşmuyor, iyi insanım demekle iyi insan olunmadığı gibi… Beraberlik/beraber yaşayabilmek, birbirine kabul etmek/edebilmek özveri isteyen bir durumdur.  Yüz yüze gelmeden, bir insanın yüzüne hatta gözlerinin içine bakmadan suçlama yapılamaz.

Net olmalıyız, seffaflık, açıklık, konuşabilmek yasamın mihenk taşı olmalı, kendi arkasına, ya da bir başka kişinin arkasına gizlenmemeliyiz. Gruplaşma, taraf tutma, ayrışma, ayrıştırma, adil olamama, yalakalık, nerede olduğunu konumlandıramama ve en önemlisi kendi menfaatlerini kendi onurundan daha çok düşünmek insanları üzen en önemli konudur.
Bu dünya basitlik üzerine kurulu galiba, basitsen mutlusun (sadelikle karıştırılmamalı) derine doğru eğilmek,  derinliğin yan duvarlarını zorlamak, hatta derinleşmek başka bir yapı. Sadelik içindeki derinlikler, bana her zaman albenili gelmiştir. Yormayan tatlı sohbetler, yaşama açılan görmeye ve duymaya doyamadığımız geniş geniş kapılar ne güzeldir, ne güzeldir İNSAN olmak.

Bugün okuduğum bir söz; “insanlar balık gibidir. Balık sudan çıkınca, insan da insanlıktan çıkınca ölür”