13 Temmuz 2014 Pazar

Tartışma

Tartışma açmak ayrı, tartışmayı adam gibi yürütmek çok ayrı bir konudur. Kanıta dayalı bilgilerle hareket eden insanlara hayranlık duyuyorum. Eğer bu öz düşünce ise sonuna kadar savunmak, süzgeçten geçirip, çirkinleştirmeden konuşmak/yazmak ne kadar anlamlı ve medenice bir davranıştır. Hem saygıdan bahset hem saygısızlık yap, hem özgürlükten bahset hem özgürlüğü kısıtla, yok böyle bir şey!...


Etkileşimden ve kopyacılıktan uzak durmak da bunların içinde olmalı. Bilinçaltımızda yatan sıkıntılarımızla biraz yüzleşebilsek, onları kabul etsek ve hatta sevmeyi ve barışmayı becersek ne hoş olmaz mı?

5 Şubat 2014 Çarşamba

Uyanınca

Sabah uyanınca, “Günaydın=gün yaydın” sözü ne kadar anlamlıdır. Böyle sevimli sözcüklerle güne, çiçekler-kuşlar bile eşlik ediyor.
Gün içinde, bir taraftan dünyamıza sevinçler-keyifler katılabilirken, diğer taraftan da keyif kaçıran insanlar, bilmişlikler, olaylar; akşama taşıyor bizleri.
Gene karanlık akşamlara “merhaba” diyoruz, ne güzel! Böylelikle akşam hatta gece bile aydın oluyor.

Uyku gözlerimize baskı yapmadan, başımızı yastığa bırakınca; kurduğumuz hayali masaya; kendimizi, kendimizle birlikte birçok şeyi yatırabilsek, görüntüler ve renkler karşımıza nasıl çıkardı? O görüntüleri, renkleri alıp ön yargısız bir şekilde harmanlasak, o harmandan yavaşça-incitmeden kendimizi bir alsak ve çok yakınımızda tutabilsek…

Haydarpaşa Garı

Tren düdükleri arasında yolcu karşılamak ve uğurlamak ne güzeldir, ne güzeldir Haydarpaşa Garı önündeki banklarda, denize karşı oturup, bir çay içebilmek, vapurdan inenleri ve binenleri seyretmek, Ve ne güzeldir yıllar öncesinin tertemiz insanlarını ve denizini rüya gibi yaşayabilmek…

Bu duyguyu yaşayamayanlar/bilmeyenler/anlamayanlar, ancak ve ancak yok etme çabası verirler.

Kulak Çınlattıklarım...

Sabah sabah aklıma nereden geldi bilmiyorum, aslında konu konuyu açtı.
İlk işe başladığım dönemde; daha minicik, kırılgan, narince bir gençtim. Profesyonel yaşamda insanlara yüz yüze geldiğim günler…Tatile çıkmadan önce her şeyi düzgünce bırakıp gittiğim arkadaşlarımdan birinin beni zorda bırakması, ikincisi tatil sonrası başladığım gün; yerine konması gereken hazır olan iş programının yerine konmamış olmasından dolayı suçlanan ben. Aynur haince bakışlı ihanete hazır, doğruluğa ve düzgünlüğe alışmamış, kıskançlığı ile herkesi harcayabilecek bir yapıda idi. Safsın görmezsin o tür cinlikleri…Ve hesap sormak isteyen 55 yaşlarında profesör Perihan Hanım (bir büyüğümüz), bağırıyor-çağırıyor-yırtınıyor. Tüm iyi niyet, dürüstlük, yaptığından emin ben anlatıyorum, anlamamakla ısrarlı ve anlamıyor. Neyse…
En büyük ve saygı duyduğum Nedim bey çağırdı “ne oluyor böyle Zahide” dedi. Ben gene dimdik bir şekilde izah edip arkasından “ben böyle bağıran-çağıran kadın olmak istemiyorum, özellikle çocuk ve gençleri bu şekilde incitmek-demoralize etmek, güzel dünyalarına bir damla çirkinlik bırakmak istemiyorum” dediğimde Nedim Bey, omzuma dokunup, “Zahideciğim, güzel yavrum, üzülme ama hiç üzülme! Sen doğru yoldasın, hakkaniyet sahibisin, işini doğru yapıyorsun ve duruşun güzel, ben senin arkandayım ve sen hiçbir zaman böyle bir kadın olmayacaksın, sadece etrafında arkadaş dost bildiğin insanlara dikkat et…” demişti. 

Dikkat ettim mi? Hayır (ama son zamanlarda evet)… Ama düzgünlüğümü ve duruşumu hiç ama hiç değiştirmedim.
Güzel doğunca, yetişince ve önüne güzel insanlar çıkıp seni destekleyince, güzelliklere güzellik katınca; salına salına yürüyorsun. Ve yaşam renkli, ahenkli, zevkli, katarak/katılarak yolculuğuna devam ediyorsun…
Yaşamıma giren, büyük, yaşıtlarım, küçük tüm insanlara teşekkürlerimle…

Etkileşim

Çok çok az tanıdığım, bir-iki kez bacaklarına yaslandığım, kocaman elleri ile kucağına alıp, minik bir serçe gibi kollarına ve boynuna tünediğim; gönlü zengin, ruhu güzel, adam gibi adam babam huzur ve nur içinde uyusun. İyi ki, annem ve babam gibi insanların çocuklarıyız…


“Bahçe tek meyva ağacı ile olmaz” diyen ve binbir meyva ağacı yetiştiren babamın ağaçlarıyla hayalimde dans etmeye devam ediyorum.