Bir yerlerde aksayan, yürümeyen, yürütülemeyen bireysel ve toplumsal
ilişkiler -içinde sevgisiz, mutsuz, huzursuz insanlarla birlikte dibe
çekiliyorsak/çekiyorlarsa- hepimiz her şekli ile suçluyuz!... Sesimizi sadece
kendimize, kendi duvarımıza yansıtmamızın ahenksiz, boğucu ve ürkütücü sesi. Varaklı
aynalarımızın narsizmi!
Suç; sadece hırsızlık, soygun,
tecavüz, adam öldürmek değildir. Ruh öldürmek, ruhla birlikte doğmamış,
doğmuş bir çocuğun ölümüne neden olmak da kocaman suçtur. O çocuklarla birlikte
yok edilen insanların saf, temiz, çocuk dünyası. Pırıl pırıl bakan o gözlerin
ışığının sönükleşmesi. Ruha sille-tokat kocaman, kan oturtan tekmeler
savrulması…
Vebal mi?
Bildiğim, anladığım, kavrayabildiğim kadarıyla vebal hepimizin.
Sağa sola pislik atmaya gerek var mı? El birliği ile insanları, ahlakı,
değerleri, doğayı ve bütünüyle dünyayı tüketiyor, yok ediyoruz. Sonra ve yine bir
şey yokmuş gibi belki gülerek, belki hüzünle, hesaplaşmadan, yok ettiklerimize
bakmadan yolumuza devam ediyoruz.
Sorumluluk alınmadan, sevgi vermeden, merhamete kapı aralamadan,
paylaşımının o renkli dünyasını yaşatmadan, çıkar dünyasına yaslanmış tatmin! Güldüm
zaten hep gülüyorum. Böylelikle gülüşlerimi de suça ortak ediyorum.
Neye mi?
Hallerimize… Hal ve davranışlarımıza… Kaçışlarımıza, kopuşlarımıza,
anlayamadıklarımıza, fark edemediklerimize, egoizmin kör kütük yerle bir olmuş sarhoşluğuna…