Evde ekmek
kalmamış ama farkına da varmadım. Aksi hiç üşenmeden ekmeğimi yapardım.
Bu demektir ki, ekmekle aram pek yok! :)
Kuş bebeler
beslendi ya, onların doyması yeterli…
Sabah saat
07.00 köşedeki kafeye oturup, bir lokma bir şey yiyeyim dedim. Gözüm durmaz ya,
yine takıldım etraf insanlarına. Ne çok malzeme var ortalıkta; ülkemin
betonlaşmış insanları, ruhsuz beton yığınları, köhne sokaklarında…
Önce kafe
sahibine minicik bir uyarım oldu, mahalleliyiz ya! Bir hafta önce sevdiğim
mahalle arkadaşlarımdan biri köşede beklerken beni görmüş, yanı sıra kafe
sahibinin atletle ortalığı düzenlediğini fark etmiş ve midesi bulanmış. “Oradan
bir şey yeme” dedi. Haklı. Ben de bu sabah kibarca uyardım. Cevabı ise “çok
sıcak, o nedenle yapıyorum, üzerimde atlet var, niye rahatsız oluyorlar ki”
oldu. Ben de “atletten (bahsettiği üzerinde sünmüş, sarkan göğüs ve kol
kıllarının ortada olduğu atlet) geriye kalanlara bir baksanız rahatsızlığı anlarsınız”
dedim. Utandı, “haklısınız” dedi. Ve bu aklıma geldi, bir şey yiyemedim. Sadece
çalışan Gürcü gencin elinden çay içtim, sesli sessizliğinde seslenişlerini
duyarak… Dilini unutmuş, başka dile tutunmuş, ürkek bakan gözlerinin farklı
anlatımında, anlamamaya anlam katarak yaşamaya çalışıyor.
Etrafa
bakındım, eğri-büğrü, kaba-saba insanlar. Başka tarafa başımı çevirince
gördüğüm tek-tük düzgün yapılı insanlar…
Neyse bir
değil, birkaç genç uykulu halleriyle, ellerinde telefonlar ilk buldukları banka
oturup, sanal dünyada yaşam arıyorlar. Diğer taraftan kulaklarını tüm seslere
kapamış, yine elinde telefon arabesk müzik dinliyorlar.
Sarsmak
istiyorum; “bakın ne hoş bir-iki genç kız geçiyor ve ne hoş delikanlılar, ekmek
parası kazanmak peşinde yollara düşmüş, etrafa muzip bakışlarla yaklaşıyor,
belli ki yaşamla barışık, sanala saklanma gereği duymuyor. Sahiplerin
gezdirdiği sevimli bobilerin, babasının elinden tutmuş ekmek almaya giden at
kuyruklu tatlı-şirin kız çocuğunun (bugün ben de atkuyruğu yapmışım :)) başını
okşayın, kafanızı kaldırın güzellik dolsun dünyanıza” demek istedim, diyemedim.
Özgün olan,
gözü ve kulağı okşayan başka köşelerde dolaşmak, sıkıştırılmış çirkinlikleri
bertaraf edip, ruhunla özdeş insanlara, gözüne hoş gelen görüntülere ‘merhaba’
demek, diyebilmenin yansımalarını etrafındaki güzellere aktarabilmek çok daha
anlamlı olacak.
Hiç yalnız
değiliz ama hiç...
Etrafımızda
tanıdığımız, sohbet ettiğimiz, bizi destekleyen yanımızda olan insanlar
dışında, yeni tanıdıklarımızdan bize özenle sunulan insan ruhları, yaşanılan
güzel anıların dışa aktarımı hepsini yoğurup öze kattığımız, kendimizi bir adım
daha ileri taşıdığımız, taşıyacağımız günlere özlem duyarak, onurumuzu,
idealizmimizi gerçekleştirmek için parke taşlar üzerinde seke seke neşe ile
yürümek, bunca güzellik varken hedefe odaklanmak mihenk taşımıza bir kez daha
sarılmak ve sevmek. Bunu her gün yenileyerek baktığımız her noktaya yerleştirmek,
gayemiz olmalı!