10 Ağustos 2018 Cuma

Yalnız değiliz!


Evde ekmek kalmamış ama  farkına da varmadım. Aksi hiç üşenmeden ekmeğimi yapardım. Bu demektir ki, ekmekle aram pek yok! :)
Kuş bebeler beslendi ya, onların doyması yeterli…
Sabah saat 07.00 köşedeki kafeye oturup, bir lokma bir şey yiyeyim dedim. Gözüm durmaz ya, yine takıldım etraf insanlarına. Ne çok malzeme var ortalıkta; ülkemin betonlaşmış insanları, ruhsuz beton yığınları, köhne sokaklarında…

Önce kafe sahibine minicik bir uyarım oldu, mahalleliyiz ya! Bir hafta önce sevdiğim mahalle arkadaşlarımdan biri köşede beklerken beni görmüş, yanı sıra kafe sahibinin atletle ortalığı düzenlediğini fark etmiş ve midesi bulanmış. “Oradan bir şey yeme” dedi. Haklı. Ben de bu sabah kibarca uyardım. Cevabı ise “çok sıcak, o nedenle yapıyorum, üzerimde atlet var, niye rahatsız oluyorlar ki” oldu. Ben de “atletten (bahsettiği üzerinde sünmüş, sarkan göğüs ve kol kıllarının ortada olduğu atlet) geriye kalanlara bir baksanız rahatsızlığı anlarsınız” dedim. Utandı, “haklısınız” dedi. Ve bu aklıma geldi, bir şey yiyemedim. Sadece çalışan Gürcü gencin elinden çay içtim, sesli sessizliğinde seslenişlerini duyarak… Dilini unutmuş, başka dile tutunmuş, ürkek bakan gözlerinin farklı anlatımında, anlamamaya anlam katarak yaşamaya çalışıyor.

Etrafa bakındım, eğri-büğrü, kaba-saba insanlar. Başka tarafa başımı çevirince gördüğüm tek-tük düzgün yapılı insanlar…
Neyse bir değil, birkaç genç uykulu halleriyle, ellerinde telefonlar ilk buldukları banka oturup, sanal dünyada yaşam arıyorlar. Diğer taraftan kulaklarını tüm seslere kapamış, yine elinde telefon arabesk müzik dinliyorlar.
Sarsmak istiyorum; “bakın ne hoş bir-iki genç kız geçiyor ve ne hoş delikanlılar, ekmek parası kazanmak peşinde yollara düşmüş, etrafa muzip bakışlarla yaklaşıyor, belli ki yaşamla barışık, sanala saklanma gereği duymuyor.  Sahiplerin gezdirdiği sevimli bobilerin, babasının elinden tutmuş ekmek almaya giden at kuyruklu tatlı-şirin kız çocuğunun (bugün ben de atkuyruğu yapmışım :)) başını okşayın, kafanızı kaldırın güzellik dolsun dünyanıza” demek istedim, diyemedim.

Özgün olan, gözü ve kulağı okşayan başka köşelerde dolaşmak, sıkıştırılmış çirkinlikleri bertaraf edip, ruhunla özdeş insanlara, gözüne hoş gelen görüntülere ‘merhaba’ demek, diyebilmenin yansımalarını etrafındaki güzellere aktarabilmek çok daha anlamlı olacak.

Hiç yalnız değiliz ama hiç...

Etrafımızda tanıdığımız, sohbet ettiğimiz, bizi destekleyen yanımızda olan insanlar dışında, yeni tanıdıklarımızdan bize özenle sunulan insan ruhları, yaşanılan güzel anıların dışa aktarımı hepsini yoğurup öze kattığımız, kendimizi bir adım daha ileri taşıdığımız, taşıyacağımız günlere özlem duyarak, onurumuzu, idealizmimizi gerçekleştirmek için parke taşlar üzerinde seke seke neşe ile yürümek, bunca güzellik varken hedefe odaklanmak mihenk taşımıza bir kez daha sarılmak ve sevmek. Bunu her gün yenileyerek baktığımız her noktaya yerleştirmek, gayemiz olmalı!