22 Nisan 2016 Cuma

Sevdiğim Göztepe....

Göztepe, sevdiğim, yaşamaktan hoşlandığım, her şeyi elimle koymuş gibi bulduğum, sokak başında durduğumda; Çamlıca’dan esen taptaze-mis çiçek kokuları ile gelen serin bir rüzgar çarpardı yüzüme. Her tarafta konaklar vardı, apartman yok denecek kadar azdı. Hemen paralel sokağa uzandığımızda, yemyeşil bostanlar, üzerlerinde rengarenk sebzeler göz kırpardı gözlerime. Gözü tok bostan sahipleri, elimize sepet verirdi, toplayın istediklerinizi derdi. Bir de ineklerinden sağdıkları taptaze süt maşrapalarını tutuştururlardı elimize. “Borcumuz nedir?”, diye sorduğumuzda, “ne verirseniz, ya da hiç acele etmeyin, daha sonra da verirsiniz” derlerdi. Gözleri tok, yürekleri kocaman, güvenen, dürüst yaklaşımları ile sıcacık kucaklarlardı yaşamı.
F. kerim Gökay’ın köşkü en güzeli idi, verandalarında rengarenk çiçekler, yemyeşil bahçe, meyva vermiş ağaçlarıyla, seyre doyamazdım. Yapılmış olan ilk apartman Gökay idi ve 6. Katından denizi seyrederdik. Ne sis, ne kirlilik, ne kule her yeri kapatan karanlık yüzeyli abuk evler vardı. Hani neredeyse bakınca denizde oynayan balıkları görürdük J

Böylesi güzel yaşamdan sonra Fikirtepe’ye gecekondular kondu, tıpkı hamamdan dumanıyla çıkan hamam böcekleri gibi… O güzelim semt kömür dumanlarıyla nefes alamaz hale geldi. Son 5 senedir temizlenip nefes almaya başlayan semtimizi son yıl gelip görmenizi isterim. Asbest tozları kaplamış yolları, balkonları, yeni filizlenen ağaç yapraklarını… Canım leylaklar, erguvanlar, mimozalar bile küstü bu toz duman içindeki yaşamlarının küçülen tozlu bahçelerine. Her yerden tıktak, hurrr, foş, pat, gırrrr, küt…sesleri ile yaşamaya çalışan Göztepelilerin eski yaşayanları mutsuz! Son zamanlarda para bulup ev alanlar, yandaş olanlar ise para kazanacakları, yenilenecekleri, uzayacakları, ama küçülecekleri ve balkonu olup kapatılan çirkin görüntü içinde olan balkonsuz hayatlarında Fransız balkonu ile yaşayacakları için MUTLU!

Son 6 aydır hergün önünden geçtiğim, yukarıda bahsettiğim Fahrettin Gökay Köşkü hangi akla hizmet ediyorsa, önce duvarı yükseltildi, sonra boyumu çok aşan teller gerildi, son 3 aydır ise o tel örgü önleri yeşil ve kalın brandalar gerilerek kapatıldı. Parmak uçlarında yükselsem dahi o mis bahçeyi göremiyor, o güzel karabaşın kafasına dokunup sevemiyorum, hatta ayak seslerimi bile duymuyor ki, sevimli dolanışlarını duyamıyorum.

İkinci dikkatimi çeken ise orada bir konak anaokulu yapılmıştı, yıktılar, yeni bir köşke benzer bina yaptılar, aynı zihniyete sahiplik böyle bir şey galiba ki, yüksek duvarlar yetmiyormuş gibi bir de hapishane demir parmaklarını andıran, uçları göğü bile delebilecek türde sivri demirler dikmişler.

Biz, Göztepeliler nerede yaşıyoruz, burası İran mı, Irak mı, Suriye mi, Suudi Arabistan mı???? Sokakların ve semtin mutsuzluğu benim en büyük mutsuzluğum oldu….