Sabah sabah aklıma nereden geldi bilmiyorum, aslında konu konuyu açtı.
İlk işe başladığım dönemde; daha minicik, kırılgan, narince bir
gençtim. Profesyonel yaşamda insanlara yüz yüze geldiğim günler…Tatile çıkmadan
önce her şeyi düzgünce bırakıp gittiğim arkadaşlarımdan birinin beni zorda
bırakması, ikincisi tatil sonrası başladığım gün; yerine konması gereken hazır
olan iş programının yerine konmamış olmasından dolayı suçlanan ben. Aynur
haince bakışlı ihanete hazır, doğruluğa ve düzgünlüğe alışmamış, kıskançlığı
ile herkesi harcayabilecek bir yapıda idi. Safsın görmezsin o tür cinlikleri…Ve
hesap sormak isteyen 55 yaşlarında profesör Perihan Hanım (bir büyüğümüz),
bağırıyor-çağırıyor-yırtınıyor. Tüm iyi niyet, dürüstlük, yaptığından emin ben
anlatıyorum, anlamamakla ısrarlı ve anlamıyor. Neyse…
En büyük ve saygı duyduğum Nedim bey çağırdı “ne oluyor böyle Zahide”
dedi. Ben gene dimdik bir şekilde izah edip arkasından “ben böyle
bağıran-çağıran kadın olmak istemiyorum, özellikle çocuk ve gençleri bu şekilde
incitmek-demoralize etmek, güzel dünyalarına bir damla çirkinlik bırakmak
istemiyorum” dediğimde Nedim Bey, omzuma dokunup, “Zahideciğim, güzel yavrum,
üzülme ama hiç üzülme! Sen doğru yoldasın, hakkaniyet sahibisin, işini doğru
yapıyorsun ve duruşun güzel, ben senin arkandayım ve sen hiçbir zaman böyle
bir kadın olmayacaksın, sadece etrafında arkadaş dost bildiğin insanlara dikkat
et…” demişti.
Dikkat ettim mi? Hayır (ama son zamanlarda evet)… Ama düzgünlüğümü ve
duruşumu hiç ama hiç değiştirmedim.
Güzel doğunca, yetişince ve önüne güzel insanlar çıkıp seni
destekleyince, güzelliklere güzellik katınca; salına salına yürüyorsun.
Ve yaşam renkli, ahenkli, zevkli, katarak/katılarak yolculuğuna devam ediyorsun…
Yaşamıma
giren, büyük, yaşıtlarım, küçük tüm insanlara teşekkürlerimle…