4 Nisan 2017 Salı

Semt

41 sene önce gencecik  bir kızdım.  Göztepe, Fahrettin Kerim Gökay köşkünün (nasılda severim bu kökü, hala yaşıyor, şükür!) yanı başında olan Uzun Çayır Sokak’ın (Şimdiki adı Günaydın sokak, o bile ismini muhafaza edemedi) başında durduğum zaman yaz-kış püfür püfür rüzgar eserdi. O rüzgarları kesen, nefes almayı zorlaştıran ve göğe doğru uzanan bir tek bina yoktu.  Sadece bizim apartman yemyeşil ağaçların ve ahşap konakların arasında durur onlarla yarenlik yapardı, belki de üzülürdü beton yığını olmaktan… Hemen paralel cadde üzerinde bostana gider sebze toplar, daha daha ileride süt satan minik mandıraya gider süt alırdık. Sıcacık, sevecen, tok gözlü, mütevazı  insanlardı.
Ailenin ve apartman fertlerinin her biri semtin havasına, toprağına, suyuna, leylaklarına, mimozalarına karışmıştı. Balkondan sarkan çiçeklerle komşuların, annem ve ablamların yaptığı poğaça, kek kokuları, çay saatlerine karışır, nefis bir armoni içinde saygın ve sevgi dolu günler yaşanırdı. Akşama doğru eve geldiğimde binbir güler yüz beni karşılardı.

Aklıma Constantino Kavafis’in ‘Kent’ şiiri geldi…

Diyorsun ki, “bir başka ülkeye, bir başka denize gitmek istiyorum;
Bundan daha güzel bir başka kent vardır kuşkusuz.
Ama kötü yazgım peşimi bırakmaz ne yapsam,
ve kalbim şimdi burada gömülü bir ceset sanki.
Ruhum daha ne kadar katlanacak bu çoraklığa?
Hangi yana çevirsem yüzümü, ne yana baksam
Hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma
Bunca yıllarımı heder ettiğim şu ülkede.”
Yeni bir ülke bulamazsın, arama sakın,
Bir başka deniz de bulamayacaksın.
Nereye gitsen bu kent senin ardından gelecek,
Aynı sokaklarda dolaşıp duracaksın yine,
ve yaşlanacaksın aynı, hep aynı mahallede,
Hep aynı evlerde ağaracak saçların
Ve dünyayı bir uçtan bir uca dolanan da
Dönüp bu kente geleceksin sonunda.
Yanılma sakın, bir başka gelecek umma,
ne seni bekleyen bir gemi var limanda
ne de beklediğin bir başka çıkar yol.
Nasıl tükettiysen ömrünü şurada, şu köşecikte,
Öyle kıydın demektir ona, tüm yeryüzünde.

O canım ev ne çok hikaye, öykü, anı, şiir biriktirdi. Doğumlara, çocuk seslerine, neşe ve keyifli günlere yanı sıra ölümlere, acı ve özlemlere dolu dolu kucak açtı. Dolup taşan evimiz her zaman yeni insanlara, umutlara kapısını araladı. Kafamızı koyduğumuz yastıklar aile, akraba ve dostların yastığı oldu. Tertemiz masa örtüleri ile soframız her zaman paylaşıma açık, zevkli, lezzetli yemeklerle tabaklara, çatal, bıçaklara ve en önemlisi insanlara sıcacık el uzattı.
Durup dururken bu duygusallık ve öykü niye???
Durmayan zamana yenik düşen ‘kentsel dönüşüm’ün acımasız kolları…
Zahide üzgün, uykusuz, her köşede anı, özlem bırakarak ayrılacak olmaktan yorgun!  Kuşlarım hala ötüyor, çiçeklerim hala açıyor ve ben VEDAları sevmiyorum.