Bu günlerde mutfağı ve evi temizlerken annem aklıma geldi.
Haftada bir kaşık, çatal, bıçak bardakları sirkeli suda
bekletir, mutfak setini sirke ile temizlerdi. Gerek elma, gerekse üzüm
sirkesini kendisi yapardı.
Çamaşırlara çivit koyar, beyazları kazanda sabunla kaynatır, kar
gibi yapardı. Doğa temizdi, o mis çamaşırlar bahçede tertemiz kururdu. Onları
alır, külotlar da dahil her birini tek tek ütüler, katlar, bohçaya koyar ve
yerine kaldırırdı.
Salça, reçel (özellikle kireç kaymağına yatırdığı kayısı
reçelleri, beyaz tabakta kırılmış yumurta gibi nefis dururdu) turşu, tarhana,
erişte, mantı, yoğurt, ekmek, börek tabii ki yemekler her zaman o güzel
insanların ellerinden çıkardı. O temiz lezzetler bambaşkaydı. Naylon poşetler
kullanılmazdı, herkesin bez torbaları ve fileleri vardı, filede yiyecekler
görünmesin diye gazete kağıdından yapılmış kese kağıtları kullanılırdı.
Dışarıdan yemek, konserve, meyve suyu…gibi şeyler almak,
temizliğe kadın çağırmak, giysileri ütüleyen başka kadınlar bulmak? Sökülmüş, yırtılmış giysiler tamir edilir,
onlara estetik ve zevkli yamalar yapılırdı (patch work, sanırım bundan
esinlenerek yapılmaya başlandı), çöpe atmak, hiç ama hiç onlara göre değildi. Havlular
vardı bembeyaz, sık sık kaynar suda sabunla kaynatılır, bembeyaz, tertemiz, mis
kokardı. Kağıt havlular yoktu. Çamaşırlar bahçe ağaçlarına ip gerilir, çamaşırlar asılır, esintinin
güzelliğinde kururdu. Kışın ise yine iplere asılır, buz gibi havada var olan
mikroplar kırılsın diye geceye bırakılırdı.
Corona virüse günlerinde her kadın ve erkeğin elinde bir bez,
temizliğini kendisi yapıyor. Ekmeğini, yoğurdunu, reçelini, yemeğini kendileri
yapmaya çalışıyor. Gülüyorum, aslında yapmamız gerekenleri yaptıran görünmez bir
varlık hepimizi hizaya soktu. Siyah-beyaz, zengin-fakir ayırımı yapmadan…
Sınırsız harcanan para, şımarıklık, tembellik, her yerde adam
kullanmak, yerli malı beğenmemek, tüketmek tüketmek tüketmek…
Üretmeden, çevreye hiç katkı sağlamadan, tam tersi yok etmeye,
zarar vermeye meylederek, yardımlaşmayı, paylaşmayı bilmeden, her şeyi çöpe
atarak yaşamak! Birilerinin ihtiyacının olabileceğini umursamamak… Sadece
görüntüyü kotarmak, abur cubur şeylerle karnını doyurmak, doğada bulunan her
şeyin ekosisteme katkısı vardır. Neyin, neye yaradığını, nasıl fayda
sağlanacağını, bilmeden, öğrenmeden, geleceği hiç ama hiç düşünmeden, gözü
kapalı yürümek. Yıllar önce Aborjinler ile ilgili bir kitap okumuştum. “Doğadaki
her şeyin bir faydası vardır, hiçbir şey kötü, çirkin, pis değildir, o döngüyü iyi
takip etmek, özde yaşamak gerekir” derler. Doğa ile iyileşmek, doğa ile
yaratıcılık, doğa ile saflık, sevgi, enerji ve sınırsızlığı keşfetmek ne güzel
bir duygudur.
Geçenlerde Murat Muratoğlu’nun bir videosunu izledim. Konu
kenevir ve kenevirden yapılabilecekler. Kenevir deyince aklımıza hep kötü imaj
gelir. https://youtu.be/Zi4PffZZrKC Çünkü bilmenin ne demek olduğunu bilmeden yaşıyoruz.
Araştırmak yok, öğrenmek yok, uygulamak ise hiç yok. Hazır ne
varsa onu tüketmek için şartlanmışız.
Bu ara üretenlere ASLA saygısızlık etmem, edemem.
Görünen o ki, sürüklendik, sürükleniyoruz…
Görünen o ki, sürüklendik, sürükleniyoruz…
Canım kârdesim ne güzel dillendirmissin, yüreğine,kalemine saglik.Sevgimle
YanıtlaSilTeşekkür ederim, sevgimle.
YanıtlaSil