27 Temmuz 2018 Cuma

Ulvi Yürek


Zaman zaman yani az eski zamanlarda 😁 az yanılsam da, yanılgılarım o dönemden bu yana dur durak tanımadan doğru insanları yaşamıma taşımaya devam etti ve ediyor da… Asında başka pencerelerden bakınca az eski zamanlarımın yanılgıları hep doğruyu/doğru duygu ve düşünceleri getirdi bana. İyi ki yanılmışım ve YÜREĞİM, AKLIM BURADA ve HOŞNUTUM!
Asında bakınca o kadar düzgün insanlar yaşamıma dokunmuş ki; doğruluğun, güvenin, dürüstlüğün, idealizmin, insan sevgisinin en güzel taraflarını yaşamıma katarak çamurlu yolları değil, etrafında yeşeren rengarenk çiçek açan güzellikleri görmüşüm. Aldığımız terbiye, ahlaki güzellik, özen, incelik, zarafet, dingin bakış, duruş ve saygı katlanarak büyümüş. Hala tertemiz bakan dünya insanları olmak da ayrı güzellik… Bir arkadaşım, bir insanın gözlerine bakınca, o gözler kendini, karşısındaki insanın gözlerinden kaçırmıyorsa, yüzeyde ve derinde tertemiz bir görüntü ve pırıltı varsa ona güven! İşte bu güveni insanların gözlerinin derinliklerinde bulmak, müthiş bir duygu…

Kimin ne olduğu değil, kimin yüreğiyle baktığı önemli!
Can Yücel demiş ki; “bazen tek ihtiyacımız olan, bir el ve bizi anlayacak bir yürektir.” 
Can Manay da der ki; “İnsanları hayatından hata yaptığı için değil, umudun olmadığı için çıkarırsın”
Kimileri renkli ve ahenkli, kimileri sade ve derin, kimileri karmaşık olsa da yüreklerinin taa içini görebilmektir anlamlı olan… Bunu da Zahide demiş. 😄
Şimdi yaşamıma dokunan kanatlarını saklayan hatta “söyleme utanırım!” diyen bir melek-insan güzelliğini anlatacağım.
Kendisini birkaç sene önce tanıdım, yerdeki taşı bile incitmeyecek yumuşaklıkta yürüyen, sesiyle uçuşan bir kelebeği bile yormayan, özeni kucağına alarak herkese sevgi, merhamet ve güzellik taşıyan bir güzel.
Önce Engelsiz Sanatçılar’ın tiyatro oyununa götüren, sonra özel bir etkinliğe davet eden. Orada, tüm engellileri engel tanımadan aşan ve kucaklayan bir dostun gözlerine baktım. O katkısız sevgisi duyarlı olan herkesi büyüleyecek kadar anlamlı idi. Bir taraflarının eksikliğini hissettirmeden, çocukların gözlerine sevgiyi, dudaklarına kocaman fiyongu ve başlarına yıldızları kim/kimler yerleştirebilir ki?

Daha sonra duyduğum bir haberle ‘işte ancak onun gibi bir insan bunu yapar’ diyebildim. Uzun süre elime telefonu alıp ‘bravo güzel yürek’ diyebilmek 3-5 günümü aldı. Hiç tanımadığı bir insanın ölüm gününü 1 ayın çok ötesine ertelemeye çalışacak kaç kişi çıkabilir? Kaç kişi sağlam olan karaciğerinin yarısını verebilir? Düşündüm; yaşarken aile fertlerimin ve çok sevdiğim insanlar dışında tüm riskleri göze alıp, hangi organımı verebilirdim, insanları sevmeme rağmen bunu yapabilir miydim? Biraz hayır, biraz evet ama çokça zor bir karar olabileceğini düşündüm.

Ve işte bu ulvi yürek, insan acılarını taaa içinde hisseder. Acıları hissettiği kadar sevinçleri, sevgiyi de dibine kadar yaşar ve yoluna devam eder…

"İnsan insan dedikleri, insan nedir şimdi bildim."




3 Temmuz 2018 Salı

İnsanlara Hayranlık...


Bir psikiyatristin hümanist gözüyle bakması, o düşünce ve bakış açısı ile insanlara nefes olabilmesi ne güzeldir.
Bu günümüz dünyasında ‘İnsanlara hayranım’ diyebilen kaç kişi vardır veya  iyi-kötü, zengin-fakir, sağlıklı-hasta, güzel-çirkin, eğitimli-eğitimsiz kim olursa olsun hiç ayırmadan kocaman kucaklayabilen?
Bireysel değil önemli olan toplumsal bakış açısıdır. Ülke insanlarımıza bakınca, acılı bir yaşam tarzı görüyoruz. Ezilmişliğin, sevgisizliğin, saygısızlığın, hoşgörüsüzlüğün, eğitimsizliğin, insanları getirmiş olduğu noktalar hep aynı.
İnsanlarımız boşlukta bir yerlere savrulup gidiyor. Hastalıklı varlıklarını bir sonraki nesle farkında olarak ya da olmadan aktarabiliyor. Evli evinde mutlu değil; paylaşmayı, güven duymayı, sevmeyi bilmiyor. Hasbelkader eee herkes evleniyorsa ben de evleneyim, aman evde kalmayayım, cinsel yaşamlarını ancak ve ancak bu şekilde sürdürebileceklerini düşünerek bir araya gelmenin ruhsuzluğunu yaşayanlar. Ve ayrı köşelerde diyalogsuz bir şekilde standart kadın-erkek muhabbetsizliği ile zaman geçirenler. Bir de çocuk/çocuklar olduysa saç-baş süpürgesi ile ite-kaka yaşamı sürükleyenler.
Dinin güzel taraflarını almayıp, okuyup araştırmadan, en iyi bilenlere sormadan, yalap şalap insanların yorumlarıyla kendilerine bir korku yaratıp iyice dibe batanlar.
Yapıyı tamamen çözebilmek için sosyolog “Vikipedi’ye göre; sosyoloji ya da toplum bilim, toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır. Düşünen, sorgulayan toplumları ve yaşamı eleştirel şekilde inceleyebilen, analizler yapark toplumun gelişimine katkı sağlayan bireyler yetiştirmeyi amaçlar.” olmak isterdim. Bozuk olan genlere yapılacak bir şey yok ama bu hale neden geldiği ise çokça toplumu oluşturan bireylerin nereden geldiği, kimlerin yetiştirdiği, nelere maruz kaldıkları, yanlış yönlendirilmeleri ve bilmemelerinden kaynaklıdır. Önce diplere inip, ‘insan’ a dokunmanın ne olduğunu öğretmek gerekir. Emir verilen, dayakla, kötü muamelelerle, hiçe saymalarla yönettiğimiz köleler olmadığını defalarca anlatmak, kendilerine nasıl sahip çıkacaklarını, saygı, sevgi ve dost sıcaklığı içinde nasıl yaşanabileceğini bıkmadan-usanmadan empoze etmek bizim görevimiz olmalı!  Ne acıdır ki; her gün çocuklara, kadınlara, hayvanlara yapılan eziyetler, kaçırma, öldürme, tecavüz etme haberleri okuyoruz. Ve her gün toplum daha da çok kirleniyor, şiddetleri çoğalıyor. İçimiz kusuyor, yaralarımız irin akıtıyor… Ve belirli bir kesim keyfinde, her şey yolundaymış gibi eğlencesinde, egoizmin kollarında sırıtan suratları ile cirit atıyor.

Uzun zamandır düşünüyorum, uykularım kaçıyor. Bu durumları çok fazla içselleştiren bizler, toplumun gelişimine katkı sağlayacak neler yapabiliriz, bunu ele alarak iyileştirme yolunu nasıl bulabiliriz.

Ahlakı bilmeyenler, genel ahlak kurallarını hiçe sayanlar. Kültürü bilmeyenler, her fırsatta yok etmeye çalışanlar. Eğitimi sadece imam hatip sananlar… 02.07.2018