Ne
hayatlar var; yaşadıkların, yaşayarak gördüklerin, dinleyerek ve okuyarak
bildiklerin, ya da yanından geçerken selamlaştıklarının gözlerinde yatan gerçek
hikayeler…
Sokaklar
besler insanı, özellikle kış akşamları evlerden yansıyan sarı ışıklar, yanan
bir-iki mum, cılızca süzülen beyaz ışıklar altında seven, nefret eden, acı
çeken canlı-can (sız) insanlar…
Ve
herkesin bir hikayesi, yarası, acısı, sevinci, sevgisi, aşkı, neşesi…
Elinde
defterini, kalemini ve kulaklarını sonuna kadar açtığın o hikayeler!
Yıkılan
evin yanındaki asırlık palamut meşesini kucaklayıp öpen ve gözlerinden yaşlar
döken teyzeler, teyzeleri görüp ağacı kucaklayıp, gözünden yaş akıtan genç, ağaç sevgisi mi, ağacın
yaşına saygı mı? (Bu ağaç neler gördü, neler işitti, ne çok serüvene kucak açtı,
kucaklaşan aşıklar, ağlayan terkedilmişler, benim gibi her mevsim güzelliğine
hayran bakışlar…)
Bakkalda
bir teyze, tertemiz yüzlü. Ortada 2 şişe süt, 2 ekmek ve az biraz nevale. “Oğlum
deftere yaz” dedi. Üzüldüm! Baktım bir elinde baston. Yaşlılık ağırlığı ile
hafifçe bakkala döndü “ben bunları nasıl taşıyacağım?” dedi.
Hiç
düşünmeden “ben size yardımcı olurum” dedim ve koluna girdim, gözleri ışıl
ışıl, minik minik sorular sordu, kimim, nereliyim vs., baktı ve “ne güzel bir
insansın” dedi. Ben de “siz de güzel, pırıl pırıl, tertemiz bir insansınız ve
anneme benziyorsunuz” dedim. Onun üzerine bana anlattığı;
Peygamberimiz’e
bir gün Eblicehil rastlamış ve şöyle demiş
-
Ya Muhanmmed ne çirkinsin, senin gibi çirkinini görmedim.
Hz.
Muhammed de ona
-
Doğrudur, demiş
Biraz
sonra Hz Ebubekir, Hz. Muhammed’e rastlar ve görür görmez
-
Ne kadar güzelsiniz, der. O da ona,
-
Doğrudur, der.
Bu
diyaloglara şahit olanlardan biri,
-
Ebucehil “ne kadar çirkinsiniz” dedi, doğrudur dediniz, Ebubekir
“ne kadar güzelsiniz” dedi ona da doğrusun dediniz. Sebebi nedir?
O da
der ki;
-
Bizler ayna gibiyiz, bakan kendisini görür. Dolayısıyla Ebucehil
baktı, kendisini gördü. Ebubekir de baktı o da kendisini gördü. Sonuçta ikisinin
söylediği de doğru.
Cevabım
o nedenle böyledir.