Yedik
birbirimizi ve yemeğe devam ediyoruz. Ayrışa ayrışa yol ayırımlarında şaşkın
ördek olduk.
Hangi gazeteye
baksam, hangi TV’yi izlesem, kimlerle görüşsem, kimlerle konuşsam, hangi
köşelerde dolaşsam diye düşünmekten yorgun düştük.
İstanbul’u
boyadılar, Türkiye’yi komple boyadılar… Boyanan insanların iç dünyasını anlamak mümkün değil. Boyanın renginin anlamını fark edemeyecek kadar boyalardan uzaklar.
Edebi bilmeyen, anlamayan bir
hayatın sarmalında doğan ve dolaşan çocuklar edep kelimesine yabancı… Aaa o da
ne?
Edep
kelimesinin tüm ayrıntılarını bilen çocuklar ise sessiz ve efendi…
Değişmeyeni
değiştirme çabası nafile. Suskunluklarımız çok acı. Konuşmanın ötesine
geçemeyen bizler.
Ülkeyi, ülkenin tüm
varlığını tepe tepe kullanıp koltuğu bırakmak istemeyecek kadar açgözlüler. İşsiz, yoksul, mutsuz insanları
göremeyecek kadar perdeliler.
Varsa yoksa
ülkenin ve partinin üstüne çıkıp kişisel varlıklarını daha da sağlamlaştırmaya,
ülkeyi daha da yoksulluğa ve karanlığa saplamaya çalışan ben’ler…
Başka eller, başka beyinler, başka yürekler ve bambaşka suratlarla dolaşan insanlar.
Kendini olduğunun
dışında göstermeye çalışan, ‘mış’ gibiyi öyle gibi gösterenlerin rahatlığını görmek.
Medeniyeti
özledim, medenice davranışı özledim. Pislik atmadan, her konunun altında bir
çapanoğlu aramadan siyaset yapan, konuşabilen, dinletebilen iç dünyası sevgi dolu
insanları özledim.
“Paçalarından efendilik, hanımefendilik akıyor” sözünü
kullanabileceğimiz kaç insan kaldı? Parmak sayısı kadar az olan, fenerle hatta
kocaman projektörlerle dolaşıp bulamadığımız insanları özledim.