27 Haziran 2016 Pazartesi

Saraybosna

Bir hikaye anlatmak isterdim; gerçek yaşam üzerine ve güzellikler adına...

Duygunun doruklarda yaşanabileceği bir yer düşlemeye kalksam sanırım orası boydan boya Yugoslavya ve bölünmüş ülkeler adına Sarajevo olacaktır. Birde Karadağ ve Sırbistan çünkü babamın ve halamın doğduğu yer Gusinje’dır, yarısı Karadağ, yarısı Sırbistan’da kalmış.
Bu ülkenin yaşayanları yakın zamanda savaştan çıkmış,  katliam görmüş, mermilerin delik deşik ettiği hüzünlü binalar arasında bu kadar mı insan, güler yüzlü, temiz, sevgi dolu kalabilir? Yeşil desem yeşilin güzeli, çiçek desem çiçeğin güzelliği, insan desem insanlığın yumuşacık, mütevazı asaleti göz dolduruyor.
“Bu kadın Avrupalı diyorduk, vallahi özüne dönmüşsün” diyen başkanımız ne kadar doğru demiş. Evet, özümüzü nereden aldığımız, nerelere değer verdiğimiz, orayı ziyaret edince daha net bir şekilde ortaya çıktı.
Katliamda oğlunu kaybetmiş, şu an gözleri görmeyen, ya da görmek istemeyen yarı Boşnakça yarı Türkçe anlatmaya/anlaşılmaya çalışan güler yüzlü anacık.
Annemin, belki anneannemin kopyası olan tertemiz ifadeyle “Moje majka” diyen iki güzel kadının omzunda göz yaşına müsaade etmeleri.
Bahçesinde mezarlık olan ve dua okumak için kafamı uzattığım camideki sakalsız tertemiz yüzlü cami hocasının içeriye daveti. Kadınlı-erkekli aynı cami kapısından içeri giren o tertemiz insanların sorulara cevap veren ve gideceğin yere kadar götüren yüce gönüllüler…Biz dini böyle bildik, insanlığı böyle yaşadık, güzelliği böyle sergiledik. Dinin vecibeleri mütevazı bir şekilde gösterişi olmadan yerine getirilirdi.

Erkeklere karşı içimizde kötü düşünce hiç olmadı, dosttuk ve kardeştik, onlardan kaçmazdık, saygımız sonsuz, sevgimiz insanca idi.

Bir yığın duygu ile gittim, 3-5 gün yaşadım ve döndüm... 

Tüm Boşnakların gidip görmesi ise dileğimdir.