11 Eylül 2018 Salı

Süt Çorbası


Tesadüfen bir dergide okuduğum önce adını, daha sonra özetini ve okuduktan sonra da anlatılanlara hayran kaldığım bir kitap. İçinde anlatacak çok şey var, okursunuz düşüncesi ile paylaşmayacağım. Adı bende saklı! :) (Mutluluğa Dair Bir Düşünce-Carlo Petrini,  Luis Sepulveda) Carlo Petrini, 1986'da uluslararası Slow Food hareketini başlatan yazar)

“Slow food-yavaş gıda, slow city-yavaş şehir, slow live-yavaş yaşamak :)”

Hiçbir yiyeceği telef etmeyen toplulukları anlatıyor. Ve kısır topraklarda bile ortama uygun yiyeceklerden bin bir çeşit yiyecek, içecek yapabiliyorlar. Gastronomi, her ev kadının elinde var olan malzemelerle ortaya koydukları mis kokulu yemek kültüründen doğduğunu ifade ediyor ve buna katılıyorum.

Ülkelerin insanlarına karışmak, yeni insanlar tanımak ve doğallığa yaslanmak. “Uff yeter doğallık sözlerinden bıktık” diyenler olabilir ama ben yine doğada, doğallıkta, sade, dingin yanı sıra daha da derinleşerek yaşamayı tercih edenlerdenim.
Bu durum, insana; sükunet, mütevazılık, dik durmak, enerji ve mutluluk veriyor. Pes etmiyorsun.
Devrim neden yapılır, insanların mutluluğu için. Paylaşım neden vardır, insanların mutluluğu için. Üretmek neden vardır, insanların mutluluğu için. Sevgi neden vardır, insanların mutluluğu için… Sonuçta her şey insanların mutluluğu için olması gerekirken, mutsuzluğa çevirdiğimiz yaşam!!!

Arjantin’de ilişkiler çıkmaza girince eşler psikologlara gidermiş (bizde ve batı dünyasında olduğu gibi) Şili’de ise şöyle bir durum yaşanıyormuş. Canı sıkkın olan eşler, psikoloğa gideceğine, 4 kg dana, 4 kg kuzu eti veya tavuk eti alarak kendi yaptıkları özel soslarla, közde pişirdikleri etleri etrafındaki insanları çağırarak, sabaha kadar yemek eşliğinde sohbet, dans ve müzikle birlikte sıkıntılarını giderirlermiş. Ne kadar doğal bir yaklaşım, “acılar paylaşıldıkça azalır”.

Bugün okuduğum bölüm de ise dikkatimi çeken bayat ekmekle yedikleri “Süt çorbası” bana neler hatırlatmadı ki… Süt çorbası dediği annemin çocukluğumuzdan beri zaman zaman sütün içine koyduğu Türk kahvesi ile ikram ettiği sütlü kahve. Ve bunu gelenek halinde her bayram sabahı içirdiği ve şimdi bizlerin de bayram sabahı var olan aile fertlerine ikram ettiğimiz içecek.
Çocukluğumda sıkça başım ağrırdı, ağrı ile birlikte midem bulanır vs. ve sonra uyurdum, uyandığımda (nasıl hissederse?) evin iç merdivenlerinden tek tek inen halam, içine ekmek doğranmış, yoğurt kasesi ile birlikte gelir, sevecence başımı okşar, elindekini uzatır “hadi kızım biraz ye” derdi. O gün bugün hem süt çorbasını :) hem de  başucuma bırakılan ekmek doğranmış yoğurt çorbasını :) çok severim. 

Not: Slow Food, 1986 yılında fast food ve hızlı yaşamın yükselişine, yerel ve geleneksel gıdanın yok oluşuna tepki olarak, insanların yedikleri gıdaların tadı, nereden geldiği ve gıda seçimlerinin dünyanın geri kalanını nasıl etkilediği hakkında bilinçlendirmeyi amaçlayan uluslararası ve halk destekli bir örgüt. Sloganı da "Herkes için iyi, temiz ve adil gıda"... 
Türkiye'de "slow food hareketi" Seferihisar, Germiyan Köyü'nde başladı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder