Tesadüfen bir dergide okuduğum önce
adını, daha sonra özetini ve okuduktan sonra da anlatılanlara hayran kaldığım
bir kitap. İçinde anlatacak çok şey var, okursunuz düşüncesi ile paylaşmayacağım. Adı bende saklı! :) (Mutluluğa Dair Bir Düşünce-Carlo Petrini, Luis Sepulveda) Carlo Petrini, 1986'da uluslararası Slow Food hareketini başlatan yazar)
“Slow food-yavaş gıda, slow
city-yavaş şehir, slow live-yavaş yaşamak :)”
Hiçbir yiyeceği telef etmeyen
toplulukları anlatıyor. Ve kısır topraklarda bile ortama uygun yiyeceklerden bin
bir çeşit yiyecek, içecek yapabiliyorlar. Gastronomi, her ev kadının elinde var
olan malzemelerle ortaya koydukları mis kokulu yemek kültüründen doğduğunu
ifade ediyor ve buna katılıyorum.
Ülkelerin insanlarına karışmak, yeni
insanlar tanımak ve doğallığa yaslanmak. “Uff yeter doğallık sözlerinden
bıktık” diyenler olabilir ama ben yine doğada, doğallıkta, sade, dingin yanı
sıra daha da derinleşerek yaşamayı tercih edenlerdenim.
Bu durum, insana; sükunet,
mütevazılık, dik durmak, enerji ve mutluluk veriyor. Pes etmiyorsun.
Devrim neden yapılır, insanların
mutluluğu için. Paylaşım neden vardır, insanların mutluluğu için. Üretmek neden
vardır, insanların mutluluğu için. Sevgi neden vardır, insanların mutluluğu
için… Sonuçta her şey insanların mutluluğu için olması gerekirken, mutsuzluğa
çevirdiğimiz yaşam!!!
Arjantin’de ilişkiler çıkmaza
girince eşler psikologlara gidermiş (bizde ve batı dünyasında olduğu gibi)
Şili’de ise şöyle bir durum yaşanıyormuş. Canı sıkkın olan eşler, psikoloğa
gideceğine, 4 kg dana, 4 kg kuzu eti veya tavuk eti alarak kendi yaptıkları
özel soslarla, közde pişirdikleri etleri etrafındaki insanları çağırarak,
sabaha kadar yemek eşliğinde sohbet, dans ve müzikle birlikte sıkıntılarını
giderirlermiş. Ne kadar doğal bir yaklaşım, “acılar paylaşıldıkça azalır”.
Bugün okuduğum bölüm de ise
dikkatimi çeken bayat ekmekle yedikleri “Süt çorbası” bana neler hatırlatmadı
ki… Süt çorbası dediği annemin çocukluğumuzdan beri zaman zaman sütün içine
koyduğu Türk kahvesi ile ikram ettiği sütlü kahve. Ve bunu gelenek halinde her
bayram sabahı içirdiği ve şimdi bizlerin de bayram sabahı var olan aile
fertlerine ikram ettiğimiz içecek.
Çocukluğumda sıkça başım ağrırdı,
ağrı ile birlikte midem bulanır vs. ve sonra uyurdum, uyandığımda (nasıl
hissederse?) evin iç merdivenlerinden tek tek inen halam, içine ekmek
doğranmış, yoğurt kasesi ile birlikte gelir, sevecence başımı okşar, elindekini
uzatır “hadi kızım biraz ye” derdi. O gün bugün hem süt çorbasını :) hem de
başucuma bırakılan ekmek doğranmış yoğurt çorbasını :) çok severim.
Not: Slow Food, 1986 yılında fast food ve hızlı yaşamın yükselişine, yerel ve geleneksel gıdanın yok oluşuna tepki olarak, insanların yedikleri gıdaların tadı, nereden geldiği ve gıda seçimlerinin dünyanın geri kalanını nasıl etkilediği hakkında bilinçlendirmeyi amaçlayan uluslararası ve halk destekli bir örgüt. Sloganı da "Herkes için iyi, temiz ve adil gıda"...
Türkiye'de "slow food hareketi" Seferihisar, Germiyan Köyü'nde başladı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder