Zafer Gözde'nin sorgusunun dile dökülüşü... :)
Plastik bizim eve hiç girmedi diyebilirim. Bakır kazan, bakır leğen bulunurdu. Çok sonra annem çamaşır sepeti almıştı.
Plastik bizim eve hiç girmedi diyebilirim. Bakır kazan, bakır leğen bulunurdu. Çok sonra annem çamaşır sepeti almıştı.
Su testileri vardı, su bitince yenisi
doldurulurdu. Petler gibi boşaltıp çöpe atmazdık. Turşu, reçel, salça için
toprak çömlekler bulunurdu, bitince sonraki sene için saklanırdı, atılmazdı.
Çuval içinde un, şeker, pirinç vs. Ya da anacığımın elleriyle diktiği keselere
konurdu (hala birkaç tanesini içine erzak koyup saklarım), ağzı bağlanır ve
kilerde (kerpiç kilerler buzdolabı soğukluğunda, tertemiz, doğal) saklanırdı. İçine
girince birbiriyle uyumlu mis gibi kokular yayılırdı.
Kuyudan kullanmak için su aldığımız kova
çinkodan yapılmış bir taşıyıcıydı. Buzdolabı yoktu, karpuzları yıkar, file ile
kuyuya sarkıtır, 1 saat sonra buz gibi alırdık.
Çarşı filelerimiz olurdu, görgüsüzlük
olmasın diye mutlaka kese kağıdına konur, o şekilde fileye bırakılırdı.
Evet sebze ve meyve artıklarını güle
oynaya komşunun ineklerine verirdik, mo’lara elimizle yedirmek müthiş bir
keyifti. Ekmek artıkları…vb. tanelerle tavuk ve kuşlar beslenirdi. Etlerin
kemikleri de bobicikleri şenlendirirdi…
Kullanılmayacak kağıtlar, ceviz, fındık
vs gibilerin kabukları çıtır çıtır sobada yakılırdı. Zeytin yağı tenekelerine çiçekler ekilirdi.
Çamaşır yıkandıktan sonra arda kalan közde
yemek, özellikle kabuklu patates içine gömülür, lezzetine doyum olmazdı. Bakır
çaydanlık ve demlikte çay, bakır cezvede kahve pişer, mangallarda ve soba
üstünde ekmek kızarırdı. Aaa sahi bir de sacayağımız vardı. :)
Halis muhlis tarlalarda gördüğümüz buğdaylar
değirmene gider, öğütülür, çuvallara konur ve getirilirdi. Saçta yapılan
ekmeğin, yayık tereyağı ile birlikte sıcacık yenmesi, yanına bir de taze ceviz
katkısı ile lezzetine doyum olmazdı. Ya anacığımın, ablalarımın yaptığı tel tel
Boşnak böreklerinin kokusu taa sokağın başından burnumuz, ardından gözümüz ve
midemiz için hazırlanmış muhteşem bir şölendi.
Ah o kokular, ah o doğallık!!!
Aslında bizler, hiç bir şeyin israf
edilmediği bir yaşama bağdaş kurmuştuk. Son yılların naylon poşetlere girmiş
yiyecekleri, onların albenisizliği, lezzetsizliği ile baş edebilmenin yollarını
bulmaya çalışmak az da olsa yaşamımıza gülümseme getirebiliyor. Saksıda yetiştirilen
semizotu, fesleğen, nane, kekik, maydanoz, soğanın bile farklı bir lezzeti var...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder