21 Mart 2019 Perşembe

'Evet, yok'


Malzemenin çok olduğu, sistemin hiç olmadığı bir ülkede yaşıyoruz.
Çocuğu ailesi, komşusu mahallesi, hastası hastanesi, öğrencisi okulu, polisi karakolu, müşterisi marketi, elemanı şirketi, yolcusu taşıtları, müteahhidi-mühendisi inşaatı, seçmeni seçimleri…
En önemlisi de halk ve yöneticileri…
Sızı gibi içi sızlatan konular. Katlanmak zorunda olduğumuzu hissettiren bir yapı…
Dinlemek ve görmek zorunda mıyız? Ruhu sakatlanmış, kine, nefrete, korkuya, ikiyüzlülüğe, talana, yalana, sapkınlığa bulanmış insanları seçmek zorunda mıyız?
Elindeki sopayı saklayan ama her gün sözleriyle insanların kafasına kafasına vuran hoyrat sıradanlıkları yaşamak zorunda mıyız?
Güzellikler hakkımız; sabahımıza, akşamımıza, her günümüze yayılışını görmek, yaşamak istiyoruz ama onları da zifiri karanlığa ve balçığa çeviriyorlar.
Sorgulamayan, sorusu sorulamayan, dur denilemeyen, yıkılamayan yapıda mutlu olmak mümkün mü?
Kendimize soru sormaktan, cevabını vermekten, dur demekten, her gün bileylediğimiz bıçakları kendimize saplamaktan, delik deşik olmaktan, acısını içimizde yaşamaktan yorulduk…
Yoran insanlar hiç yorulmaz mı, hiç durmaz mı, hiç iç dünyasına bakmaz mı, ben kimim, ne yapıyorum, nedir bu kinim, tüm  bunlara hakkım var mı demez mi?
Bir yerlerine sakladığı çocukluktan kalma gülen bir yüz, anı, sevecenlik, sığındığı bir masumiyet yok mu?
Varsa bile yok olarak mı bakılıyor ya da yoklukların üzerini maddesel metalarla mı süslüyor?
Yoklukların bir misyonu olabilir mi?
Tüm bunlara cevabınız ‘evet, yok’sa siz de yoksunuz ve yok olacaksınız… NE ACI!

2 yorum:

  1. Yoran insanlar inan ki yorulmaz, bu kadar basit ve ayan beyan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o doğru, yorduklarını daha çok yorarlar..

      Sil