Tüm değerlerin yittiği toplumda, İstanbul aşkı ne ola ki?..
Aşk bu kadar yerlere düşecek değer miydi? Betona, demire,
şantiyeye dönüşen, çirkinliğe, pisliğe, kirliğe, kaosa, trafiğe, saygısızlığa, kabalığa,
vurdumduymazlığa gömülen aşk, AŞK mıdır?
Acaba aşkı ben mi yanlış biliyorum…
Romantizmin güzelliği, naifliği, zarafeti, tertemiz dünyası, bir
çınar ağacının altındaki çimenler, deniz kenarındaki bir kayanın tertemiz
sularla arkadaşlığı, martıların nahifçe uçtuğu, balıklar oynaşırken seyre
daldığımız sular yok edildiyse neyin aşkı ile yanıp tutuşuyoruz?
Ressam İstanbul’u tualine alamıyor, günümüzün hangi şairi Nazım
Hikmet, Orhan Veli, Yahya Kemal Beyatlı, Cemal Süreyya gibi İstanbul’u anlatabiliyor? O
gündüzler, akşamlar artık yok. Adım başı rastladığımız erguvanlar, leylaklar, mimozalar,
manolyalar ve şakayıkların kökü kazındı. Görebilmek için kalan 3-5 eski
İstanbullulara ziyarete gidiyoruz.
Hoyrat yaşam, hoyrat yapı, hoyrat insanlarla aşk yaşanmaz! Yaşanamaz!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder