Ailem dışında beni birkaç adım daha ileriye götüren, hayatıma dokunup
da hala aynı gönülde güzellikleri ile yaşayan insanlardan bahsetmek
isterim.
İlkokul 3’ncü sınıftayım. 23 Nisan Çocuk Bayramı gösterilerine
katılacağız. Babam en büyük ablamı ilkokuldayken yavru kurt yapmış.
Onun giysisi, tüm kız kardeşlerin gururla giydiği yavru kurt forması
oldu. Abim de yavru kurttu ona ayrıca giysi alınmıştı, tabii erkek adam giysisi. :)
Herkesin hayranlık duyduğu bu kıyafet, ülkü insanına farklı bir
özgüven ve asalet veriyordu.
Bayramlarda, Türk bayrağı ve flama taşımak, trampet çalmak ne
ulvi bir çocuk sorumluluğudur, bunu yaşayan bilir!
Ne güzel bir anlatım;
“İzci, sözünün eridir. Şeref ve haysiyetini her şeyin üstünde
tutar. Yurduna, milletine, ailesine ve izci liderlerine sadıktır. Başkalarına
yardımcı ve yararlı olur.
Herkesin arkadaşı ve bütün izcilerin kardeşidir. Herkese karşı
naziktir. Bitki ve hayvanları sever ve korur. Büyüklerinin sözünü dinler,
küçüklerini sever ve korur.
Cesurdur, her türlü şartlar altında neşeli ve güler yüzlüdür.
Tutumludur. Fikir, söz ve hareketlerinde açık ve dürüsttür.”
Tüm bu özellikler içinde, o atmosferi soluyan çocukların hepsi
düzgün yetiştiler. Ezber yoktu yaşamlarında, kirlilik, itiş-kakış, kıskançlık, kin,
nefret, hurafe, bağnazlık da…
Böyle bir bayram hazırlığı içindeydik. Ritmik trampet tınılarına
kendini kaptırmış ve bayramda en önlerde yer alma duygusu ile yol almaya
çalışıyorduk. Bayram arifesinde abi ve
ablaların çaldığı trampetlerin dışında elde var olan sadece 2 trampet. Onlardan
biri yırtık, bir diğeri sağlam ve namzet olarak 2 kişi var. Biri ben, diğeri öğretmenimiz
Ali Nekes’in oğlu Mehmet. Ya o sağlam trampet ile katılacak, ya da ben. Bir
küçüğün aklı ile o zaman ki durumu değerlendirmek ise iki ayrı gözden akan birer
damla gözyaşı ve kendi tarafından bir daha bakınca o trampet öğretmenin oğluna
verilecek düşüncesi ve hüsran.
Hala aklıma gelince bu duyguyu bir kez daha yaşar ve sonrasında
bir o kadar gurur duyarım. Ne hoş insanlara rastlamışım. O zaman farkındalığım
ve şimdiki farkım…
Sevgili öğretmenim Ali Nekes, “bu sağlam trampet Zahide’nin olacak,
bir diğerini tamir ettirebilirsek Mehmet’e verilecek. Olmaz ise bir sonraki
bayramda Mehmet çalacak.” dedi ve her ikimizin de başını okşayarak yanımızdan
ayrıldı. Hiçbir çocuğun şevki kırılmamalıydı. Öğretmeniz öğrenciler dağılınca
okulda kalıp, kendi elleri ile tamir ettiği trampeti bayram sabahı ortaya
çıkardı ve Mehmet’in omuzuna astı. Birbirimize ve öğretmen/babamıza gülümseyerek
baktık.
Belki o zaman durumu kelimeye oturtmam mümkün değildi ama 'ayırımcılık' yapılmaması, 'saygın davranış, sevgi ve çözüm üretebilmek' gibi güzel duyguları
minik dünyamda, ucu bucağı olmayan kocaman bir gönül sepetime rengarenk kurdele
bağlayarak saklamışım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder