Yaşam sadece günü kurtarmak
değildir. Gün içinde yaşadıklarımızı, yaptıklarımızı, düşüncelerimizi,
tartıştığımız konuları, akşam yemeğinden sonra, temiz bir örtü yayıp, masaya
yerleştirerek, onlarla hesaplaşmayı adet haline getirsek… Ya da yatağa yattığımızda,
yumuşak bir yastığa kafamızı koyup, gözlerimizi kapatıp, özeleştiri yapabilsek…
Karşımızdaki insanları suçlamak yerine ‘ben’i birazcık irdeleyebilsek;
‘ben’imiz nerelerde tavan yapmış, ‘ben’i neden olduğu gibi bırakıyorum, neden
onu az da olsa birazcık iyileştiremiyorum, sen’e dönüştüremiyorum, sorularına
cevabımız olmalı! O zaman, belki daha iyiye yolculuğumuzu başlatmış oluruz, ne
dersiniz?
İnsan büyüyünce yaş almakla
kalmayıp, olgunlaşmalı! Her şeyi bilirim, bir tek benim doğrum var, en iyi ben
yaparım, en iyi ben kullanırım, ben kimseyi rahatsız etmem (deyip, ettiğinin
farkında olmayan), sevgi doluyum, herkes beni sever cümleleri sadece yüzeye
dokunmak, yüzeylerde dolaşmaktır… Bu gibi vazgeçemediğimiz duygu ve düşünceler,
tepkiler, geçmiş ve gelecekteki hesaplaşmalarla değil, empati yaparak diyalogda
olduğumuz insanların hassas köşelerine biraz göz atarak, sevgiyi sözde değil, özde
yaşayarak, insanların ruhunu görmeye ve onları ayakta tutmaya meylederek
ilerlersek daha güzel çizgiler yakalamış oluruz. Belki çok fazla bedel ödüyoruz
ama bir insanın yüzünde uçuşan kelebekleri görmek, sonuna kadar sana
güveniyorum demesi çok daha anlamlı değil midir?
Ortada dolaşan, gündemlerinde ve
yaşanılan günlerde, var olan zayıf noktaları; hassasiyetin üzerine giderek,
kıskandırmaya çalışarak değil, onların üzerinde durmadan, kafalarını başka
taraflara çevirmelerine yardımcı olmak için efor sarf etmek çok daha doğru
olmaz mı?
Şaşırmak istemiyorum ama hala şaşırıyorum! Üzülmek
istemiyorum ama hala üzülüyorum!
Bir şeyler değişsin diyorum ama değişmediğini görüyorum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder