15 Mart 2018 Perşembe

Sadeliğin derinliği


Son zamanlarda o kadar çok şeye şahit olup o kadar çok şey dinledim ki…
Sonra dedim ki; hakikatten önce ekmek bozulurmuş, bozuldu (aslında insan bozulduğu için ekmek bozuldu)…. Sonra peynir, zeytin, sebze, meyva ve tüm bunlara benzer şeyler… Ve insanlar… İki ayağı ile dolaşan incelikten nasibini almamış, gösteriş meraklısı, edepsiz, ahlaksız, menfaatçi, 3 kuruşa tamah eden, yanında yangın çıksa, komşusu yansa bir damla su dökmek istemeyen varlıklar…
Bir zamanlar sapsade, tertemiz, gözlerinde insan sevgisinin güneş gibi pırıltısını görürdüm; ısıtırdı, sarardı, korurdu… O sadelik altında yatan derin bir dünya vardı; o derinliklere indikçe yaşamı, insanlığı, saygı ve sevgiyi sorgulamış, özümsemiş, yaşamış ve yaşantısına katmış arınmış yüreklere hayran kalırdım. Derdim ki, “sadeliğinin yanında derinliği olan insanlar”.
Şüphe, kuşku, yalan, iftira, dolandırmak, kandırmak, ihanet etmek son dönemlerin tipik karakteri oldu.

İNSAN mı? Tartışılır…Aslında tartışmak bile istemiyorum. Bozulmuşluğun tartışması olamaz! Topyekun düzeltmek, ahlaki değerleri önlerine sermek, sadelik içinde derinleşebilmek, gözü ve gönlü tok insanlar yetiştirebilmek…Bunca bozulmuşluğa şaşırıp kalmak, tek başına yete-memenin sancısını, bir de tek başına çekmek, zor çok zor bir iş.

Her konuda sessizleşen, elindeki imkanların yok olmasından, bir lokma ekmek çabası verirken o ekmekten de olmak korkusundan sindikçe sinen bizler… İkinci büyük sızım da bu ya da buna benzer konular. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” yok artık, o yılanlar hepimize dokunuyor ve bizi öldürmüyor, iliğimize kadar sömürüyor, yaşam enerjimizi yok ediyor ve süründürüyor… Sabah kalktığımda yine güneşe günaydın diyorum, yine çiçeklerimi, kuşlarımı seviyorum, yine insanlara dokunmak hoşuma gidiyor ama insanlığa dair umudum bulutların arkasına saklanıyor.

Lütfen hepimiz umudu gerçeğe dönüştürmenin yollarında olalım, çabamız ülkemiz ve ülke insanlarımız için olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder