Balkanları seviyorum, biraz bizden (😅), biraz onlardan tatlı bir doku
var.
Sıcacık karşılamalar, sıcacık bir bakış,
centilmence yol veriş ve ağırlayış… İnsanlığın unutulmadığı yemyeşil, çiçekli
yollar…
Yola çıktığımda istediklerimden biri
(özellikle Gusinja’da) bir evin kapısını çalıp kendimi kahveye davet
ettirmekti. Kapıyı çalmadan o kapıların açılıyor olması da ayrı bir güzellik!
1,5 saat uçak yolculuğu ile Pristine’ye
varıyorsun. Sakin bir havalimanı, sessiz ve kibar insanlar. Merkeze gitmek için
taksiden başka seçenek yok, ücret tarifesi olsa da birazcık pazarlıkla daha
makul bir fiyata gidilebiliyor. Eğer 3-4 kişi ile yolculuk yapıyorsan gerek
araba kiralama, gerekse taksi ücreti daha ekonomik ve rahat olur diye
düşünüyorum.
Merkeze yaklaşırken, eğer açsan ara
sokaklarda karın doyurabileceğin şirin kafe alternatifleri var, bürek, yogurt,
kaşarlı küfte gibi…J
Çok büyük olmayan ana caddelerinde şirin,
her yerden çiçek sarkan kafeler mevcut. İster yemek ye, istersen kahve iç. Türk
kahvesini buralarda rahatça bulabilirsin.
Elinde tıngır mıngır valizlerinle yol almak
çok keyifli olmasa da (aslında güvenli bir şekilde onları bırakabileceğin
mekanlar mevcut, çünkü gözleri tok insanlardan bahsediyorum), etrafla
bütünleşmek, dokuyu koklamak muhteşem bir duygu. Soru sormak için girdiğin her
kafe ya da mağazada seni Türkçe anlayabilecek kişiler çıkıyor ve yüzüne sevgi
ile bakıyorlar. Yarı Türkçe, yarı İngilizce anlayabildiğin kadar Boşnakça ile
hiç yabancılık çekmiyorsun.
Yolumuzu Gusinja’ya çevirmek istediğimiz
yerde, bu kocaman yürekli, insanlığını unutmamış ülke insanları, seninle yol
arkadaşı olup, zorlanmayacağın türde en yakın gidiş noktasına kadar
bırakabiliyor ve gideceğin yere yakın insanlara emanet edebiliyorlar.
Kosova-Sırp savaşında, Clinton’un Kosova’ya
verdiği desteğe şükran duygusu ile heykelini şehrin göbeğine kondurmayı
unutmamışlar. Newborn anıtı Pristine, Kosova'da bulunan turistik cazibeye sahip tipografik heykeldir. Gençlik ve Spor Sarayı önünde konumlandırılmış ve Kosova'nın Sırbistan'dan bağımsızlığını ilan ettiği 17 Şubat 2008'de açılışı yapılmış. Newborn yazısı dik dururken, AB’nin üyeliğe
kabul etmemesinden dolayı newborn yazısının bazı harfleri yere yatırılmış. Doğuşun ayaklanması
bekleniyor! Görebileğimiz diğer tarihi yerler tamir ve bakımda olması nedeni sadece yaklaşarak seyredebildik.
Mitroviça’lı güzel kadın, bizi duraktan
alıp, otobüse bindirip gardan tüm alternatifleri araştırdıktan sonra uymayan,
pasaporta Kosova damgası öncelikle basıldı ise aralarında hala süren husumetten
dolayı Sırbistan’a girmemizin doğru olmayacağını birçok yerden öğrenip, kendi
evine davet edip, evlerinde ne varsa ikram ettiler. Otobüs saatinin sabah
olması nedeniyle evlerinde kalmamız konusunda tatlıca ısrarları gözleri bir kez
daha dolduruyor. Hatta üzerimde ince giysiyi görüp “aaa sen üşürsün” deyip üzerlerindeki
montu çıkarıp vermek istemesi.
Severim böyle gönülleri tepeden tırnağa…
Mitroviça, Avrupa'daki tek bölünmüş şehri. Kosova'nın kuzeyinde İbre Nehri'nin ikiye ayırdığı şehir... Duvar yıkılsa da üzerinde ise hala barikatlar bulunuyor. Burada Sırp bayraklarına, özgürce dolaşan Sırplara rastlamak mümkünmüş ama Türkler, Boşnaklar ve Arnavutlar için bu geçersiz, diğer tarafa geçip özgürce dolaşamıyorlar. Bulundukları yere sıkışan sakinler, genellikle uluslararası barış gücü tarafından yapılan günlük otobüs seferleriyle bölgenin dışına çıkabiliyormuş. Bölünmüşlük, çocukları daha olumsuz etkiliyormuş (her yerde olduğu gibi, aklıma bir Boşnak çocuğun, "Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?" sözü geldi), kabuğuna çekilmiş, akmayan/akamayan bir şehir... Mitroviça'nın kuzeyindeki Sırp çocuklar rahatça okula gidebilirken, kuzeyde yaşayan Arnavut çocuklar, eğitim alabilmek için barikatları aşıp güneye geçmek zorundalarmış. Zaman zaman silah sesleri ve çatışmalar da sıkça yaşanıyormuş. Gençler eğitimli, sanat, spor...gibi hobileri var. Ülke fakir, ekonomi kötü, tabi her yerde olduğu gibi zengin daha zengin, fakir daha fakir... En gurur verici olan da Atatürk Caddesi’nin bulunmasıdır.
Türkiye’de yakıp yıkılırken, duvarlardan kaldırılırken, Atatürk ve Cumhuriyet’e
özgü bayramlarımızı kaldırırken (üzücü) ülke dışında görmek mutluluk
verici.Utancı ise buna neden olanlar yaşasın!
Dünyada ezen ülkeler ve insanlar ve ezilen ülkeler ve insanlar ne yazık ki değişmiyor/değiştirilemiyor.
Prizren Şar Dağları eteklerine kurulmuş, etrafı dağlarla çevrili bir minik şehir. Bistriça (Akçasu) nehri şehri ikiye bölmüş. Her yerde olduğu gibi su etrafa canlılık veriyor. Şirin, sempatik bir yerleşim. Nehir etrafı kafe ve restoranlarla dolu, gençler ise kafeler de.
Tepede bir kale var. İç içe geçmiş minicik binalar. Halveti Tekkesi, Sinan Paşa Cami, Terzi Baba Türbesi, Aziz Yorgos Ortodoks Kilisesi, şadırvan rahatça ziyaret edilebilecek tarihi yerler.
Nehir kıyısında hoş bir binada da bayrağımızın sallandığı Türk Konsolosluğu bulunuyor. İçine rahatça girip, sorularınızı sorabiliyor ve güler yüzlerle yardım alabiliyorsunuz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder