6 Temmuz 2017 Perşembe

Balkanları Seviyorum 3 - Makedonya

Çocukluğumda Seyfi amca Arnavutları anlatırdı. Çokça Pristina, Üsküp geçerdi cümlelerinde. Seyfi amcayı düşününce anlattıklarını neden kayda almadım diye hayıflanıyorum. Gece yarılarına kadar bıkmadan usanmadan zevkle Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve kendi yaşam hikayesini dinlerdik. Anlatırken gözleri ışıl ışıl ve ara ara gözlerinde damlacıkların oluştuğu Atatürk hayranı, çağdaş, yobazlardan hiç ama hiç hoşlanmayan nefis bir insandı. Özellikle yanında cin biberi ile birlikte kuru fasulye piştiği zaman sofra başına gelir selam dururdu. Böyle saygın insanlarla şekillenmek ne güzel bir duygudur.

Üsküp’e ayağını basar basmaz kendini bulmaya çalışan bir şehir görüntüsü ortaya çıkıyor. Ağır-aksak yürüyen ama gençliğin gül kokan ellerinden öpmek istercesine naifliğin yapaylığında yaklaşıyor sanat ve kültüre. TİKA’nın ve Türkiye desteği ile adım adım kültür şehri olma yönünde konumlandırılmaya çalışılıyor. Sanki biraz dökme su ile döndürülmeye çalışılan değirmen misali olmuş, o doku kaldırmamış böylesi şatafatı.  Bakınca diğer Balkan ülkelerinde daha bir orta hal görüntüsü var ama konuşunca “görünene bakmayın” diyenler çok. Yani heykellere yatırılan para ile insanlara yapılan yatırım birbirine tamamen zıt. Üsküp 2011’de bağımsızlığını kazanmış, sonrası ise değişime, yeniden yapılanmaya, sokuşturulmuş projelere (İtalya ve Yunanistan projeleri olarak bakılıyor) ev sahipliği yapar hale getirilmiş.

Guest House’un yakışıklı sahibi, komik diyebileceğimiz bir rakamla kendisi gibi zevkli, pırıl pırıl bir ev sunuyor bizlere.
Üsküp kendine özel bir yermiş, biraz kültür, biraz sanat saçılmış merkez biraz yabancı geliyor gözlere. Sokaklar yağmur sonrası akşam saatinde ışıl ışıl, bir de klasik müzik orkestrası gün yüzüne çıkınca o biraz keyifli gelse de oturmayan bir yerlerin varlığı rahatsız ediyor.

Görülecek yerler Eve Bridge, Art Bridge, eski çarşı, Azize Teresa, Aziz Panteleimon Kilisesi, II. Beyazıt zamanında yapılmış Davutpaşa Hamamı, Üsküp Kalesi, Taş Köprü, gelenleri karşılayan Makedonya Takı, Mustafa Paşa Camii ve  hep ‘yeni’ ile adlandırılmış arkeoloji müzesi, yeni anayasa mahkemesi… vs. müze olarak kullanılan eski istasyon ferah bir görüntü içinde bedava gidip sergiyi izleyebiliyorsun. Tam merkezde Yaşar Kemal Beyatlı Üniversitesi şaşırtıcı ve hoş geldi (Üsküp’de doğmuş).

Merkeze çok yakın olan Matka Kanyonu mutlaka görülmeli, isterseniz tekne ile isterseniz yaya. Doğal güzelliğin görkemini hiçbir şeye deyişmeyeceğim kesin. Matka, Arnavut mahallesi diye adlandırılan bir yer.

Unesco Dünya Mirası listesinde olan Ohrid Göl çevresi çok şirin ve güzel! İyi korunmuş hisar, kilise, manastır, eski cami. Minik minik butikler, restoranlar, kafeler…  Aziz Ohrid Kliment Katedrali göl ile bütünleşmiş, mutluca yaşıyor. Gölün 3/2’si Makedonya, 3/1’i Arnavutluk sınırları içinde. Göl hem yer altı, hem de dağlardan gelen suyla beslendiği için berrak bir görüntü söz konusu. Pelikan, kuğu, ördek, benekli kartal, nesli tüketilmememiş doğa varlıkları mevcut, görebildiklerimizi fotoğrafladık. J

Struga minik, şirin, sakin, huzurlu ve düzgün bir şehir.  Salınarak zarifçe akan Kara Drim Nehri (Crn Drim) şehri ikiye bölmüş (Balkanlar genellikle böyle) Ohrid Gölü ile birleştiği yer gerçekten çok güzel, etrafında plaj, cafe, bar mevcut. Şiir Köprüsü var, bir köprünün şiir olması ne hoş. Orada her Ağustos ayında şair, yazar, sanatçı şiir akşamları düzenliyormuş ve ayrıca her yaz açık hava sahnesinde müzik festivali yapılıyormuşi, her ikisini de göremedik. Struga’da eski pazar, yüzlerce yıllık cami, kiliseler var.


Arnavutluk’a geçmek için Struga’ya gidince (otobüsler buradan kalkıyormuş-Autobuska Stanica) eline yapışmış bir valizle görülmesi gereken bazı yerleri atlamış oluyorsun. Mesela güzel fotoğraflar çekebileceğin Radika Kanyonu, Vercani Kaynakları…vs.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder