Göztepe, sevdiğim, yaşamaktan hoşlandığım, her şeyi elimle
koymuş gibi bulduğum, sokak başında durduğumda; Çamlıca’dan esen taptaze-mis
çiçek kokuları ile gelen serin bir rüzgar çarpardı yüzüme. Her tarafta konaklar
vardı, apartman yok denecek kadar azdı. Hemen paralel sokağa uzandığımızda,
yemyeşil bostanlar, üzerlerinde rengarenk sebzeler göz kırpardı gözlerime. Gözü
tok bostan sahipleri, elimize sepet verirdi, toplayın istediklerinizi derdi.
Bir de ineklerinden sağdıkları taptaze süt maşrapalarını tutuştururlardı
elimize. “Borcumuz nedir?”, diye sorduğumuzda, “ne verirseniz, ya da hiç acele
etmeyin, daha sonra da verirsiniz” derlerdi. Gözleri tok, yürekleri kocaman,
güvenen, dürüst yaklaşımları ile sıcacık kucaklarlardı yaşamı.
F. kerim Gökay’ın köşkü en güzeli idi, verandalarında
rengarenk çiçekler, yemyeşil bahçe, meyva vermiş ağaçlarıyla, seyre doyamazdım.
Yapılmış olan ilk apartman Gökay idi ve 6. Katından denizi seyrederdik. Ne sis,
ne kirlilik, ne kule her yeri kapatan karanlık yüzeyli abuk evler vardı. Hani
neredeyse bakınca denizde oynayan balıkları görürdük J
Böylesi güzel yaşamdan sonra Fikirtepe’ye gecekondular
kondu, tıpkı hamamdan dumanıyla çıkan hamam böcekleri gibi… O güzelim semt
kömür dumanlarıyla nefes alamaz hale geldi. Son 5 senedir temizlenip nefes
almaya başlayan semtimizi son yıl gelip görmenizi isterim. Asbest tozları
kaplamış yolları, balkonları, yeni filizlenen ağaç yapraklarını… Canım
leylaklar, erguvanlar, mimozalar bile küstü bu toz duman içindeki yaşamlarının küçülen
tozlu bahçelerine. Her yerden tıktak, hurrr, foş, pat, gırrrr, küt…sesleri ile
yaşamaya çalışan Göztepelilerin eski yaşayanları mutsuz! Son zamanlarda para bulup
ev alanlar, yandaş olanlar ise para kazanacakları, yenilenecekleri, uzayacakları,
ama küçülecekleri ve balkonu olup kapatılan çirkin görüntü içinde olan balkonsuz
hayatlarında Fransız balkonu ile yaşayacakları için MUTLU!
Son 6 aydır hergün önünden geçtiğim, yukarıda bahsettiğim
Fahrettin Gökay Köşkü hangi akla hizmet ediyorsa, önce duvarı yükseltildi,
sonra boyumu çok aşan teller gerildi, son 3 aydır ise o tel örgü önleri yeşil
ve kalın brandalar gerilerek kapatıldı. Parmak uçlarında yükselsem dahi o mis
bahçeyi göremiyor, o güzel karabaşın kafasına dokunup sevemiyorum, hatta ayak
seslerimi bile duymuyor ki, sevimli dolanışlarını duyamıyorum.
İkinci dikkatimi çeken ise orada bir konak anaokulu
yapılmıştı, yıktılar, yeni bir köşke benzer bina yaptılar, aynı zihniyete sahiplik
böyle bir şey galiba ki, yüksek duvarlar yetmiyormuş gibi bir de hapishane
demir parmaklarını andıran, uçları göğü bile delebilecek türde sivri demirler
dikmişler.
Biz, Göztepeliler nerede yaşıyoruz, burası İran mı, Irak mı,
Suriye mi, Suudi Arabistan mı???? Sokakların ve semtin mutsuzluğu benim en
büyük mutsuzluğum oldu….
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder