Kendisinin farkında olmayıp, her şeyin en iyisini bildiğini sananlar. Hiç okumadan araştırmadan bilgiç ve bir uzman havasında konuşmaya başlayanlar.
Kibar insanları hiçe sayıp, onları zayıf ve ezik görenler. Kusursuz olduklarını düşünüp, başkalarında kusur bulanlar. Ahlakın ne olduğunu bilmeyen ama başkalarına ahlak dersi vermeyi sevenler. Empati ve anlayıştan nasiplerini almayanlar.
Başkalarının zevklerine, yaşam şekillerine, yaşamlarına karışanlar. Her zaman haklı ve doğru olduklarını düşünenler. Yalanlarını gerçekmiş gibi vurgulamaya çalışanlar. Karşılarındakini aptal kendilerini akıllı görenler.
Minnet, kadr kıymet duygusundan yoksun olanlar. Yüz yüze hesaplaşmadan, kendilerince başkalarını yargılayanlar. Dostluğu ve bir kahvenin tadını ve hatırını bilmeyenler. Duruşunu bukalemun gibi her ortama göre değiştirenler.
Özenti, taklit ve gösteriş peşinde olanlar. Karşısındaki insanın duygularını, düşüncelerini anlamayanlar ve anlamaya çalışmayanlar. Bakışlarıyla sinsiliğin gölgesinde yürüyenler. Menfaati ön plana çıkaranlar.
Hiç durmadan boş boş konuşanlar. Kişiliklerinin arkasına yapmacık kişilik koyup, en düzgün insan havası yaratmaya çalişanlar. Kocaman olmuş olmalarına rağmen ergen gibi davrananlar.
Sevgi ve saygiyi dillerine dolayıp, ne olduğunu bilmeyenler. İnsanliği bir nebze dahi olsa düşünmeyenler. Doğayi ve varliklarini sevdiģini söyleyip, ona sahip çikmayanlar. Hain ve çirkin bakışlarına aynada hiç bakmayanlar...
Galiba tüm bunlardan yorulduğum, kırmamak için kırıldığım, kötü ruhlu insanları inatla iyi sanmaya ve onlar için efor sarfetmeye devam ettiğim için Zahide’den özür diliyorum, yani kendimden. 😊
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder