Zaman zaman yani az eski zamanlarda 😁 az yanılsam da, yanılgılarım o dönemden bu yana dur durak tanımadan doğru
insanları yaşamıma taşımaya devam etti ve ediyor da… Asında başka pencerelerden
bakınca az eski zamanlarımın yanılgıları hep doğruyu/doğru duygu ve düşünceleri
getirdi bana. İyi ki yanılmışım ve YÜREĞİM, AKLIM BURADA ve HOŞNUTUM!
Asında bakınca o kadar düzgün
insanlar yaşamıma dokunmuş ki; doğruluğun, güvenin, dürüstlüğün, idealizmin,
insan sevgisinin en güzel taraflarını yaşamıma katarak çamurlu yolları değil,
etrafında yeşeren rengarenk çiçek açan güzellikleri görmüşüm. Aldığımız
terbiye, ahlaki güzellik, özen, incelik, zarafet, dingin bakış, duruş ve saygı
katlanarak büyümüş. Hala tertemiz bakan dünya insanları olmak da ayrı güzellik…
Bir arkadaşım, bir insanın gözlerine bakınca, o gözler kendini, karşısındaki
insanın gözlerinden kaçırmıyorsa, yüzeyde ve derinde tertemiz bir görüntü ve
pırıltı varsa ona güven! İşte bu güveni insanların gözlerinin derinliklerinde
bulmak, müthiş bir duygu…
Kimin ne olduğu değil, kimin
yüreğiyle baktığı önemli!
Can Yücel demiş ki; “bazen tek
ihtiyacımız olan, bir el ve bizi anlayacak bir yürektir.”
Can Manay da der ki; “İnsanları
hayatından hata yaptığı için değil, umudun olmadığı için çıkarırsın”
Kimileri renkli ve ahenkli, kimileri
sade ve derin, kimileri karmaşık olsa da yüreklerinin taa içini görebilmektir
anlamlı olan… Bunu da Zahide demiş. 😄
Şimdi yaşamıma dokunan kanatlarını
saklayan hatta “söyleme utanırım!” diyen bir melek-insan güzelliğini
anlatacağım.
Kendisini birkaç sene önce tanıdım,
yerdeki taşı bile incitmeyecek yumuşaklıkta yürüyen, sesiyle uçuşan bir
kelebeği bile yormayan, özeni kucağına alarak herkese sevgi, merhamet ve
güzellik taşıyan bir güzel.
Önce Engelsiz Sanatçılar’ın tiyatro
oyununa götüren, sonra özel bir etkinliğe davet eden. Orada, tüm engellileri
engel tanımadan aşan ve kucaklayan bir dostun gözlerine baktım. O katkısız
sevgisi duyarlı olan herkesi büyüleyecek kadar anlamlı idi. Bir taraflarının
eksikliğini hissettirmeden, çocukların gözlerine sevgiyi, dudaklarına kocaman
fiyongu ve başlarına yıldızları kim/kimler yerleştirebilir ki?
Daha sonra duyduğum bir haberle
‘işte ancak onun gibi bir insan bunu yapar’ diyebildim. Uzun süre elime
telefonu alıp ‘bravo güzel yürek’ diyebilmek 3-5 günümü aldı. Hiç tanımadığı
bir insanın ölüm gününü 1 ayın çok ötesine ertelemeye çalışacak kaç kişi
çıkabilir? Kaç kişi sağlam olan karaciğerinin yarısını verebilir? Düşündüm;
yaşarken aile fertlerimin ve çok sevdiğim insanlar dışında tüm riskleri göze
alıp, hangi organımı verebilirdim, insanları sevmeme rağmen bunu yapabilir
miydim? Biraz hayır, biraz evet ama çokça zor bir karar olabileceğini düşündüm.
Ve işte bu ulvi yürek, insan
acılarını taaa içinde hisseder. Acıları hissettiği kadar sevinçleri, sevgiyi de
dibine kadar yaşar ve yoluna devam eder…
"İnsan insan dedikleri, insan nedir şimdi bildim."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder