Bir hikaye anlatmak isterdim; gerçek yaşam üzerine ve
güzellikler adına...
Duygunun doruklarda yaşanabileceği bir yer düşlemeye kalksam
sanırım orası boydan boya Yugoslavya ve bölünmüş ülkeler adına Sarajevo
olacaktır. Birde Karadağ ve Sırbistan çünkü babamın ve halamın doğduğu yer
Gusinje’dır, yarısı Karadağ, yarısı Sırbistan’da kalmış.
Bu ülkenin yaşayanları yakın zamanda savaştan çıkmış,
katliam görmüş, mermilerin delik deşik ettiği hüzünlü binalar arasında bu
kadar mı insan, güler yüzlü, temiz, sevgi dolu kalabilir? Yeşil desem yeşilin
güzeli, çiçek desem çiçeğin güzelliği, insan desem insanlığın yumuşacık,
mütevazı asaleti göz dolduruyor.
“Bu kadın Avrupalı diyorduk, vallahi özüne dönmüşsün” diyen
başkanımız ne kadar doğru demiş. Evet, özümüzü nereden aldığımız, nerelere
değer verdiğimiz, orayı ziyaret edince daha net bir şekilde ortaya çıktı.
Katliamda oğlunu kaybetmiş, şu an gözleri görmeyen, ya da
görmek istemeyen yarı Boşnakça yarı Türkçe anlatmaya/anlaşılmaya çalışan güler
yüzlü anacık.
Annemin, belki anneannemin kopyası olan tertemiz ifadeyle
“Moje majka” diyen iki güzel kadının omzunda göz yaşına müsaade etmeleri.
Bahçesinde mezarlık olan ve dua okumak için kafamı uzattığım
camideki sakalsız tertemiz yüzlü cami hocasının içeriye daveti. Kadınlı-erkekli
aynı cami kapısından içeri giren o tertemiz insanların sorulara cevap veren ve
gideceğin yere kadar götüren yüce gönüllüler…Biz dini böyle bildik, insanlığı
böyle yaşadık, güzelliği böyle sergiledik. Dinin vecibeleri mütevazı bir şekilde gösterişi olmadan yerine
getirilirdi.
Erkeklere karşı içimizde kötü düşünce hiç olmadı, dosttuk ve
kardeştik, onlardan kaçmazdık, saygımız sonsuz, sevgimiz insanca idi.
Bir yığın duygu ile gittim, 3-5 gün yaşadım ve döndüm...
Tüm Boşnakların gidip görmesi ise dileğimdir.
Tüm Boşnakların gidip görmesi ise dileğimdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder