12 Eylül 2015 Cumartesi

Neden hep birlikte bir yerlere savrulduk???

Sabahın erkeni, 40 yıllık mahallemiz; ta o yıllardan kalan üç-beş dükkan, manavı, sebzecisi, eczanesi, kasabı, zücaciyesi, ayakkabı tamircisi, kuru temizleyicisi, çiçekçim ve Çingene çiçekçilerim…vs. tek tek işlerimi halletmeye çıktım.

Baktım ki, Hatay’dan gelen, doğal ürünler satan güzel kadın, dükkan önünde oğlu ile kahvaltı ediyor. Sıcacık davet edildim, kırmadım oturdum, hemen çay geldi, karnım tok dediğim halde ev yapımı  ekmek üzerine doğal süt kaymağı ve annesinin yaptığı rende turunç reçelini üzerine sürdü ve elime bıraktı. Gel de yeme?

Sohbete başladık; “bilirsiniz Hatay’da tüm dinden insanlar var; gül gibi geçinip giderdik, biri yemek pişirdiyse, din, ırk, renk, cins sorgulamadan, bir diğerine kaplar içinde yemeğinden ikram ederdi. Eğer biri unutulduysa, unutulan kişi hatırlatılırdı. Hepsiyle bir bütünlük içinde sorgulamadan yaşardık, çünkü herkes sevilmeye, saygıya, saygı duyulmaya layık insanlardı" Paylaşılamayan ne var, kim nasıl oyunlar oynuyor, nedir bu ülkenin hali?           
Neden bu kadar ayrıştık ve birbirimize kötü bakar olduk” dedi.  Ve devam etti:  Yıllardır bu dükkan ve aynı apartmanda oturduğumuz komşularımız var, bir gün merak edip, ayaklarını dükkana bir “günaydın” demek için bile uzatmadılar. Halbuki biz Hatay’da iken, kim neyi daha iyi yapıyorsa, kim ne üretiyorsa ya da yetiştiriyorsa etrafımızdaki insanlar nasiplensinler diye onlardan alış veriş yapar, birbirimize destek olurduk. Bu nasıl kıskançlık, hasetlik ve kendinden, çevresinden uzaklaşmaktır, iyi iş yapanlardan, yaşamını çaba ile yürütmeye çalışanlardan, duruşunu değiştirmeyen saygın insanlardan alıp veremedikleri nedir? Nedir bu çekememezlik?

Ağaç, çiçek, toprak derken; dükkan önündeki minik bahçeyi cennete çeviren bu duyarlı kadına, kötü-müsrif-ne yapmaya çalışıyorsun diye, suyunu kesen, gidip yönetime, o da yetmiyormuş gibi belediyeye şikayet eden apartman komşusu var, su ise kuyu suyu…

Güzelliği, estetiği, özeni, birliği, yetiştirmeyi, selamı-sabahı, en önemlisi, insanı, doğayı bilmeyen, salakça, hatta aptalca,  kendini ispatlamaya çalışan ve kendinden bir şey katmadan yaşayan insanlarla vardığımız yer neresi olacak acaba?

Gene aynı gün, komşumdan sos yapmak için tencere almaya çıktım, çikolata sevdiğini bildiğim için, ona çikolata götürdüm, sohbet ettik, yeni yaptığı sıcacık patates ve peynirli gözlemeden elime tutuşturdu. Kapıda karşılaştığım Damlacığım, Zahide abla sokağa çıkıyorum, bir şeye ihtiyacın var mı diye sordu. Daha mı, yazılacak ve anlatılacak  o kadar çok şey var ki...

İşte benim güzel insanlarım; Türk mü, Kürt mü, Boşnak mı, Arnavut mu, Alevi mi, Hristiyan mı, Musevi mi,  sorgusuz-sualsiz kabul ettiğim tüm bu insanları yüreğimde gezdiriyorum.

Peki, neden hep birlikte bir savrulmanın çirkinliğini, kanlı günleri yaşıyoruz?

2 yorum: