5 Şubat 2014 Çarşamba

Kulak Çınlattıklarım...

Sabah sabah aklıma nereden geldi bilmiyorum, aslında konu konuyu açtı.
İlk işe başladığım dönemde; daha minicik, kırılgan, narince bir gençtim. Profesyonel yaşamda insanlara yüz yüze geldiğim günler…Tatile çıkmadan önce her şeyi düzgünce bırakıp gittiğim arkadaşlarımdan birinin beni zorda bırakması, ikincisi tatil sonrası başladığım gün; yerine konması gereken hazır olan iş programının yerine konmamış olmasından dolayı suçlanan ben. Aynur haince bakışlı ihanete hazır, doğruluğa ve düzgünlüğe alışmamış, kıskançlığı ile herkesi harcayabilecek bir yapıda idi. Safsın görmezsin o tür cinlikleri…Ve hesap sormak isteyen 55 yaşlarında profesör Perihan Hanım (bir büyüğümüz), bağırıyor-çağırıyor-yırtınıyor. Tüm iyi niyet, dürüstlük, yaptığından emin ben anlatıyorum, anlamamakla ısrarlı ve anlamıyor. Neyse…
En büyük ve saygı duyduğum Nedim bey çağırdı “ne oluyor böyle Zahide” dedi. Ben gene dimdik bir şekilde izah edip arkasından “ben böyle bağıran-çağıran kadın olmak istemiyorum, özellikle çocuk ve gençleri bu şekilde incitmek-demoralize etmek, güzel dünyalarına bir damla çirkinlik bırakmak istemiyorum” dediğimde Nedim Bey, omzuma dokunup, “Zahideciğim, güzel yavrum, üzülme ama hiç üzülme! Sen doğru yoldasın, hakkaniyet sahibisin, işini doğru yapıyorsun ve duruşun güzel, ben senin arkandayım ve sen hiçbir zaman böyle bir kadın olmayacaksın, sadece etrafında arkadaş dost bildiğin insanlara dikkat et…” demişti. 

Dikkat ettim mi? Hayır (ama son zamanlarda evet)… Ama düzgünlüğümü ve duruşumu hiç ama hiç değiştirmedim.
Güzel doğunca, yetişince ve önüne güzel insanlar çıkıp seni destekleyince, güzelliklere güzellik katınca; salına salına yürüyorsun. Ve yaşam renkli, ahenkli, zevkli, katarak/katılarak yolculuğuna devam ediyorsun…
Yaşamıma giren, büyük, yaşıtlarım, küçük tüm insanlara teşekkürlerimle…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder