25 Şubat 2012 Cumartesi

Sessizliğin Haykırışı

Belki, bana ‘git’ demenin zamanı geldi,
Bestesi tamamlanamayan konçertonun tiz sesinde,
Bana belki ‘koltukta oturma!’ demenin  zamanı geldi
Ve, belki ellerinin kadifemsi yumuşaklığını bedenimden çekme zamanı geldi;
Ellerini bedenimde bırakarak,
Duygularının dolu dizgin tıkanıklığında;
hırçın denizinin kaybettirdiği incileri yeniden aramanın/bulmanın zamanı geldi

Kim bilir, belki!
Derin bakan gözlerinin güneşinde kaybolan,
çıplak ve ıslak bir kadının payına düşeni almasının zamanı geldi.
Gidiyorum...
Uysal bir çocuğun uçurtmasını uçurmaya,
Karanlık gökyüzünde, yıldızları boyamaya....
Bilir misin?
Yok, hayır sen bilmezsin!
Bir zamanlar; salıncak kurmuştum yıldızlara, gözlerimle,
Bir çınar yaprağını avuçlamıştım ellerimle, damarlarındaki özsuya karışırcasına,
Ve toprağa düşen bir başak olmuştum,
Uzadıkça uzayan parmak uçlarında.
Denizin üstünde dansetmiştim ; açlığımı ve hüznümü  sindirerek , martının kanatlarında.
Pencerenden yağmur damlası gibi süzülmüştüm;
elinde kırmızı gülüyle bekleyen kendimi görmek için?
Ve, işte! Gitme vakti geldi, demek ki;
Ve artar ipini çekti çanların; çalıyor bir-iki gong...
Kırmızının büyüsünden yavaşça süzülerek yürüyor bir su perisi,
Dalgınlığına dalgın, anılarıyla yorgun...
Rüzgarı bir görse, bir hissetse   rüzgarı, yıkılışına ağlayacak.
Sarılmıştım sana; tüm sevgileri, baharın renklerine yayarak,
Beyaz papatyayı bir kere öpmüştüm dudaklarından,
Gözlerine denizimi oturtmuştum, her bakışında, ıslaklığımla arınarak,
Doğa senfonileriydi, parmaklarından dökülen tek tek...
Bir yaşamdı; notaların haykırışı, porteye sığmayan.
Bedeninde yokoluşlarımı diri diri yakmıştım,
Külleriyle yeniden doğmak için...
Yorgun,
Ve sevgi dolu KADIN,
Ve, anılarına sımsıkı sarıldığı bakir topraklarında;
Masum duygularını azgın bedenine hapseden kadın...
Azgınlık ve masumiyet;
Bir kadeh kırmızı şarabın içinde nasıl durur, acaba?
Ya rengi?
Ellerim üşüyor...
Ve, ben başlarda sonları yaşayan kadın,
Sevgilere karamela sürüp, yutmaya çalışan kadın,
Duvarının sessizliğiini, sese çeviremeyen kadın.
Yorgunum...
Masumiyetim bundandır.
Sevilmek ve sevmekti amacım; dağları delercesine, sarayları yakarcasına,
Soğumuş ölü bedenler koydular, gecemin karanlığına
Azgınlığım bundandır...
Sonra boş bir kayığa bindim,  tahtaların arasından incecik  gözyaşları sızıyordu,
Konuşmadan anlattım seni başkalarına...
Ben, sevginin kırmızısını sevdim ve bir de beyazı;
anamın aksütüydü, damağımdaki tadı...
Gidiyorum artık ben, ‘Git’ dediğin için...
Hüzün bana yakışır; biliyorum, aslında yakışmamalı!
Dallardaki yaralı kuşlar gibi boynum eğri...
Bana gitmek yaraşır;
Seyirci olan gözlerim, el ele tutuşamayan ellerim ve sessizliğe yelken açmış sevgimle.
Ve bir de, ay...
Sana ise, dansetmek yaraşır, ve bir de güneş olmak...

                                                                                  Günlerden bir gün ZE

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder